Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Meri Krismıs

Noel'i kutlamıyorum, yılbaşları da çok anlamlı değil benim için. Yine de gidip Noel'in babasını dövmek aklıma gelmezdi. Kendinden olmayana karşı ne büyük öfke var insanlarda. Daha hâlâ Türkiye bir mozaik diyorsunuz. Mozaik my ass.

12 Eylül 2013 Perşembe

Muz kabuklarına yazdım adını

Nasıl bir sıkıntı çöreklendi üstüme.
Bir hafta kalmış reglime, ondan mıdır?
Geçen ay rahat geçmişti de ondan bu sefer iki katı mı depresyona girdim?

Kıyaslayıp mutsuz olabiliyoruz tamam; ama belki de en baştan mutsuz olduğumuz için kıyaslamaya girişiyoruzdur.

Şöyle elimi daldırıp yüreğimin içinden koca kara bir kütleyi çıkarıp koyacağım masanın üstüne, hemen önüme. Kımıl kımıl solucanları tuvalete atıp, üstlerine de sifonu çekeceğim sonra.

Buyum ben.
Ben buyum.



10 Eylül 2013 Salı

Ahmet Atakan - 22

Bak, görüyor musun, sahiden de uğursuzmuş rüyada kara kedi görmek!
Öldürdüler güzelim çocuğu.

Biz mışıl mışıl uyurken yitip gidiyorlar...

9 Eylül 2013 Pazartesi

Kıyas

Kendisinin olan her şeyi iyi, güzel ve doğru sanan insanlar var; ve ben hala onlara tüm kalbimle şaşırıyorum.


Şu aralar "başarı" ile ilgili düşünüyorum. Bir yerde okudum ve gene kaynağı kaybettim, lanet olsun. İnsanın ta küçükten kendini başkalarıyla kıyaslayarak başarı merdiveninde kendini konumladığını yazıyordu. Yoksa başarı değil miydi? Kelimelere takılmayalım; zaten başarı merdiveni diye bir tabir de yoktu o tanımda. Ben aslında içten içe anladım ne anlatmak istediğimi. Eh, ben anlasam yeterli. Ama yo, hayır! Ben değilim o her şeyi iyi, güzel ve doğru olan. Ben yanlışlardanım.

Toparlayabilsem de keşke yazabilsem.

Bazen uyuyakalmadan önce cümleler hemen baş ucumdaki komodinin üstünde duruyorlar. Kolumu uzatsam yakalayacağım gibi. Ama göz kapaklarım ağırlaşıyor, yenik düşüyorum uykuya. Sabah kalktığımda yerlerinde olmuyorlar. O kadar yakınken kaçırıyorum parmaklarımın ucundan.

Kara kedi girdi dün rüyama. Eve alacakmışız onu. Perdelere tırmanıyordu. İşimiz var bununla, diye düşünüyordum.

Rüya Tabirlerinde okudum; bak ne diyor: Rüyada kara kedi görmek endişelerinizi temsil eder. Kara kedinin genel olarak kötülük, yıkım ya da kötü şans getireceği düşünülür. Kara kedinin bu kötü ünü hayatınızdaki olumsuzlukları, kaygı ve korkuları kara kedi şeklinde simgelemenize neden olur.


Kara kediyi uğursuz bulmuyorum ki ben. Bilakis çok estetik bir hayvandır. O zaman bu rüyayı böyle yorumlayamayız, değil mi? Ne kadar çok kişi merak etmiş "Rüyada Kara Kedi Görmek Ne demek?" diye. Herkesin rüyasına giriyormuş demek pis hayvan. Ben özel olmak iserim halbuki. MAdem öyle gitsin onların evinde yaşasın. Var bizim kedimiz zaten.

15 Nisan 2013 Pazartesi

MP

Biyoloji kitaplarında yazmaz bu ama bilin ki sevgili kadınlar: Menstruasyon Periyodu, her ay kanalizasyonlarda kaybettiğimiz yumurtalarımız için döktüğümüz kanlı gözyaşlarıdır.

12 Nisan 2013 Cuma

Mdh

Annen hep annen oluyor. Öyle bir kimlik sadece. İsmini biliyor, ardını göremiyorsun. Hep seni kollayan, gözeten biri işte. Sevgisiyle boğan, tırmalayan. Geri döndüğünde hep seni bekleyen. Kapısını, kucağını ardına kadar açan.
Evde bekleyen kıymetli olmuyor. Tüm ilişkiler için geçerli bu. Hemen elini attı mı uzanabildiğine değer vermiyor insan. Ulaşamadığını istiyor, kaçana kıymet veriyor.
Sabah sabah şuradan esti: Twitter'dan birisi 'Kızım olursa ismini Mediha koyacağım,' yazmış. Annemin ismi diye heyecanlandım. Sonra birden fark ettim ki anlamını bilmiyorum. Çok utandım.
Çevirdiğim son kitapta sürekli piskoterapiye gitmeyi saçma bulan bir kadın, 'İnsan sürekli annesini suçlayamaz ya,' diyordu. Suçlanması gereken anneler değil ama tüm sorunlar anne-çocuk ilişkilerinde yatıyor galiba. Birkaç şanslıyı tenzih ederim.

Mediha; övülen, beğenilen kadın demekmiş.

Buradan yeni anne olacaklara selamlar. Yeriniz apayrı!

4 Nisan 2013 Perşembe

Sanat Bulutları

1978 doğumlu Hollanda'lı sanatçı Berndnaut Smilde'nin iç mekan bulutları





 
www.berndnaut.nl/  adresinde sanatçının bilgilerine ve diğer eserlerine ulaşılabilir.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Kuçu

Bugün hiç tanımadığım bir köpek yanıma geldi, bana sarıldı ve boynumu kokladı. Öyle sevdik ki birbirimizi, tüm dünyayı iyileştirebiliridk o sevgiyle. Kalbim göğsüme sığmadı; taştı. Pembe bir bulut oldu, tüm göğü kapladı. Başını öptüm. Mis gibi kokuyordu. Yumuşacıktı tüyleri. Ayrılmak istemedim. Ama gitmesi gerekti. Özel olduğuma inanmak istedim. Sırf beni sevsin istedim. Kıskançtım ben; güvensizdim. Sokakta gördüğüm ve belki de bir daha karşılaşmayacağım bir köpek için bile tek olmak istedim.

2 Nisan 2013 Salı

Beach House - Wishes

Dinlemek ve ağlamak istiyorum!
Böyle şarkılar olduğu müddetçe yaşamaya değer mi sayın dinleyenler?




The roses on the lawn
Don't know which side you're on
In a daze it will change
Wishes on a wheel
Wishes on a wheel

The voices in the hall
Will carry on their talking
Carry weight you can't take
Wishes on a wheel
Is it even real

The contact that you make
The moment when a memory aches
Who can tell you do it well
Wishes on a wheel
How's it supposed to feel

One in your life
It happens once and rarely twice
One in your life
It happens once and rarely twice

The roses on the lawn
Won't know which side you're on
On that hill forever still

Wishes on a wheel
How's it supposed to feel
Wishes on a wheel
Wishes on a wheel

1 Nisan 2013 Pazartesi

Z-ombi

Gece feci bir kabus gördüm. Önce iki kadın öldürülüyordu. Yol kenarına atılan cesetleri o bölgenin dedektifi kadının gözleriyle ben inceliyordum. Sonra ben yine ben oluyordum ve aniden transfer olduğum ormanlık arazide zombilerle amansız bir mücadeleye giriyordum.  Kalbim ağzımda atıyordu ama hayatta kalma arzusuyla canımı dişime takıp savaşıyordum. Kafa göz; kır oy şeklinde bir süre dövüştükten sonra (kan, et, kıkırdak detaylarını es geçiyorum ancak epey canlı görüntüler olduğunu belirtmek isterim. Keza kırılan kemik sesleri de kulaklarımda çınladı bir süre.) zombilerin hakkından geliyordum. Yanımda Tuba vardı. Çatı üstlerinden baca temizleyicisi gibi kayarak ilerlerken 'Eve gitmeyelim. Çok korktum, güvenli bir yere gidelim,' diyip tüm metanetimi bir kenara bırakıyor ve hıçkırıklara boğuluyordum.
Sonra uyandım. Bir süre kendime gelemedim. Meğersem çişim gelmiş ama banyoya gitmeye korktum. Sonra uykuyla uyanıklık arasındaki o leziz bölgede kendi kendime şöyle dediğimi duydum: 'Banyonun tanıdık fayanslarını görmek korkunu geçirecektir.' Bu cümleyi duyduğum anda hastası oldum ve hiç unutmak istemedim. Bir süre daha kendimi zorladıktan sonra tuvalete gittim ve yirmi saniye kadar hiç durmadan işeyerek zombileri, cesetleri, korkuları vücudumdan attım. Banyonun tanıdık fayansları işe yaramıştı. Tanıdık olan güzeldi. Dosttu. Güvenliydi...

29 Mart 2013 Cuma

Insane in the membrane- Insane in the brain

  Genel kabul edilir akıl sağlığı her ne ise onu yitirmek; deliliğin sınırlarından içeri, dev bir baloncuğun içinden parmağını sokar gibi kolayca sızarak girmek çok mümkün.

  Mesela pencereden silktiğin bir örtüden dökülen ve hareketin yarattığı etkiyle havaya kalkan ortamda hali hazırda mevcut tozların, güneşin suratına vurduğu sabah aydınlığında, bulanık bir suyun içindeki partiküller gibi süzüldüğünü gördüğünde ani bir tiksintiye kapılabiliyorsun. Her şey pis gelebiliyor, bir anda. Her yer tozla kaplı, nefes alacak hava yokmuş gibi hissedebiliyorsun.

  İşte o anda ne kadar balatan varsa hepsini sıyırmak, geride kalan kırıntıları peynir ekmekle, bana bana yemek ne kadar da olası.
  'Her yerde toz var; nefes alamıyorum,' diye sokağa atabilirsin kendini. Sürekli ellerini yıkamaya başlayabilirsin. Parmakların su toplayana kadar, elinde fırçayla yerleri silebilirsin. Kanırta kanırta, kazıya kazıya, parmak boğumlarını hissetmeyene kadar...
  Evi baştan sona iki kere temizledikten sonra bir de kendini temizlemek isteyebilirsin. Tüm vücudunu keseyle, teninin altından çıplak etin görünene kadar ovabilirsin. Altında pislik birikmesin diye tırnaklarını ta dibinden kesebilirsin.
 Saç tellerinden daha ince aradaki çizgi; deliyle akıllı arasındaki.

Tüm bunları aklından geçirirken olası bir yaşamı görüp bir anda vaz geçebilirsin. 'N'apalım ya, toz moz yaşıyoruz, işte' diye kendini vurdumduymazlığın rahat, güvenli kollarına teslim edebilirsin. Ama bilirsin ki o diğer kadın orada. Elini uzatabileceğin kadar yakın bir yerde. Her gün iki kere çamaşır suyuyla yıkanan, sırf beyaz kalebodurla kaplı bir evde yaşıyor. Senin asla seçemeyeceğin tozları görüyor ve katıla katıla öksürüyor.

26 Mart 2013 Salı

Orada Olmayan Adam

Ben şiir sevmem; ben bunu severim.

                 Antigonish
Yesterday upon the stair
I met a man who wasn’t there
He wasn’t there again today
Oh, how I wish he’d go away
When I came home last night at three
The man was waiting there for me
But when I looked around the hall
I couldn’t see him there at all!
Go away, go away, don’t you come back any more!
Go away, go away, and please don’t slam the door
Last night I saw upon the stair
A little man who wasn’t there
He wasn’t there again today
Oh, how I wish he’d go away
 
William Hughes Mearns

25 Mart 2013 Pazartesi

Daytripper



Fábio Moon, Gabriel Bá'nın yazıp resimledikleri çizgi roman Daytripper'dan bir alıntı.

In times like these, we seek comfort in the little pleasures, things we're glad man invented.
It doesn't matter where you're from-- or how you feel... There's always peace in a strong cup of coffee.

Kahveyi çay ile değiştrebilirim ama anlamı hiç değişmez. Tespite ve ifadeye bayıldım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...