Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Kedi Evi

Kardan heyecanlanan bir tek sırtı pek çocuklar kaldı sanırım. Kalan herkes trafiğinden, soğuğundan sonra dönüştüğü çamurundan şikayetçi. Ben zaten soğuk sevmem. Her ne kadar bu bembeyaz örtü şehrin griliğini kapatıp bir nebze daha güzel ve ne kadar mümkünse artık o kadar saf gösterse de yine de sıcak evimin penceresinden gördüğüm şeyi sevmiyorum. Her gözümü değdirdiğim yerde bir bokluk görmek adetim değil. Lütfen bana böyle ithamlarla gelmeyin. Ama bir çaresizlik bir zorluk görüyorum illa ki içimi acıtan. Sokakta kalan evsizleri, soğuktan donan kedileri köpekleri, yemleri artık ulaşamayacakları karın altında kalan kuşları düşünmeden, seslerine kulak kabartmadan duramıyorum. Keyif de yapamıyorum. Vicdanım sızlıyor, kendimi suçlu hissediyorum. Bugün sızlayan vicdanıma biraz merhem sürdüm. Zira ancak şikayet edip iş harekete gelince doğuştan gelen ataletime geri dönmekten de sıkıldım.

Nihayetinde bir kedi evi yaptım. Büyük iş değil. Ancak kullanılmamaktan paslanmış ellerime ilk seferin acemiliği ve plansız programsız çalışmanın verdiği hatalar da eklenince uzun bir zamanımı alıp geride hala yoklayan bir sırt ağrısı bıraktı.

Marketten bedavaya alınan orta boy bir koli, sağlam bir koli bandı, battal bol çöp poşeti, biraz strafor/köpük ve bol bol eskimiş gazete ile yakşaık 1 saatte bir kedi evine sahip olabilirsiniz. Yedikule Hayvan Barınağı'nın sitesindeki resimli anlatım için şu adresi takip ediniz:

http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com/haberler/kedi-evi-yapimi/

Çok kastırarak yapan bir arkadaşın videosu



Bu da nacizane benim yaptığım ev. Umarım kullanırlar. Son bıraktığımda kapısını kemirmekle meşgullerdi.








20 Ocak 2012 Cuma

Denk geldi

Geçen haftanın Penguen'inde rastladım. Selçuk Erdem'in koyunu benmişim meğersem .


16 Ocak 2012 Pazartesi

Bir düğün bir doğum

Şık bir salonda bir düğün yemeğindeyim. Kim evleniyor hatırlamıyorum. Ancak damadın tam da düğün gününde başka bir kadından çocuğu olmak üzere. Birden ben o kadın oluyorum. Belki de yavaş yavaş empati ile kişilik değiştiriyorum. Salonun dışında Sinderella'nın ayakkabısının tekini düşürdüğü merdivenler gibi geniş mermer merdivenler var. Sol taraftan trabzanlara tutunarak iniyorum. Düğüne katılmak üzere merdivenleri çıkan kalabalık karşısında zorlanıyorum. Yüzlerini seçmeye başlıyorum. Liseden, üniversiteden, işten insanlar. Sanki hayatım boyunca tanıdığım herkes o merdivenleri çıkıyor bense ters yönden inmeye çalışırken her biriyle karşılaşmak yüzlerine bakmak zorunda kalıyorum. Karnımı tutuyorum. Sözde ben hamile kadındım ama hala eski bedene sahibim. Bunu düşünürken karnım büyümeye başlıyor. Karnım büyüdükçe kendimi taşımam ve merdivenlerden inmem zorlaşıyor. Uzun geniş mermer merdivenlerin nihayet sonuna varıyorum. Yabancı bir polis arabası görüyorum. Biraz ileride ise bir ambulans. Uyanıyorum.

Uyandığımda rüyamı eşime anlattım. O pek rüya görmez ya da hatırlamaz. 'Sen neler gördün?' diye sordum. Cevapladı. 'Ben gözlerimi kapıyorum. Ohh diyorum karanlık. Sonra açıyorum. Ohh diyorum aydınlık.'

Uykuda zen ustası olmuş da haberimiz yok.


11 Ocak 2012 Çarşamba

Ayıptır Söylemesi



Ben yılbaşına Tayland'da girdim. Birçok insana kolay gelebilir ama benim hayatımda atıldığım en büyük maceraydı. En uzun uçak yolculuğumu yaptım. Evimden en uzak yere gittim. Sabah erken yollara düşüp gece yarılarına kadar otele dönmedim. İnsanların sevgiyle taptıkları bir Buddha gördüm. Tapınakların tığ gibi işlenmiş desenlerine hayran oldum. Teknolojiden geri kalmayan turunculu keşişlerin huzurlu yüzlerini inceledim. Tay'ların gülen yüzlerini görünce ben de güldüm. Bilmediğim yemeklerden kaçındım ama tanımadığım insanlara saatine 18 TL verip masajlar yaptırdım. En çok havai fişeği bu yılbaşında gördüm. İlk kez gördüğüm dilek balonlarının ardı ardına uçurulduğuna tanık oldum. Ağaçların dibindeki hindistan cevizlerine şaşırıp maymunların iştahla yemelerini izledim. Un gibi kumlara bacaklarımı yapıştırıp, kartpostal denizlerinde yüzdüm. Ağaçlarda yetişen mis gibi çiçekleri kokladım. Şimdiye kadar ananas yemediğimi ve meğerse en sevdiğim meyvenin ananas olduğunu öğrendim. Dünyanın özsuyunu içermiş gibi hissettim. Dibi su alan tahtaları çürümüş bir tekne ile küçük adalarda gezdim. Suya atladım ve bir sürü tropik balıkla beraber yüzdüm. Kulaklarımda denizin uğultusu ve şnorkelle çok net görünen partiküller ile kendimi ana rahmine geri dönmüş gibi hissettim. Tam o anda “İşte şimdi ölebilirim” dedim. Yaşamaya devam ettim.