Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

21 Haziran 2012 Perşembe

Akufuckture

Yıllardır olan bir rahatsızlığımı çözme umuduyla yaklaşık 2 aydır akupunktura gidiyorum. Kapısında perde çekili, duvarları tavana kadar uzanmadığı için ses mahremiyetini sağlamayan bir kabinde yarım saat boyunca vücudumun belli yerlerine kanırtılarak takılmış iğnelere elektrik verilirken, sıkıntıdan etrafı dinliyorum. İçeri girerken yüzlerine bakmadığım kadınların seslerini duyuyorum. Sesler değişiyor ama muhabbetler 3 aşağı 5 yukarı aynı kulvarda geziniyor. Kaç kilo fazlanız var, ne kadar verdiniz, kaç kilosunuz ki, aa hiç göstermiyorsunuz, ay bu hafta 300 gram vermişim, yine mi salata yoğurt...

Orda bulunmaların asli sebebi muhabbetin girizgahını oluştururken, daha sonra nerede oturdukları, eşleri çocukları da konuya dahil oluyor. Bugün bir kadın oraya gelmenin bile kendisini iyi hissetirdiğini söyledi. Kuaföre görev gibi giden kadınlardan olmalı diye düşündüm. Evde günlerini dolduramadığı için bir yerlerde bulunma ihtiyacı duyar bu kadınlar. Gittikleri yerde aşırı samimi olurlar herkesle. Kuaför salonunun sahibi gibi davranırlar. İçeri girdikleri anda yüksek sesleri ile ortamı doldururlar. Bol köpüklü Türk kahveleri önlerine gelir. Her çırağa ve özellikle manikürcü kıza uzun uzun hal hatır sorar, kendisine de birşey sorulsun da o da ne kadar meşgul olduğunu anlatsın, çocuklarından şikayet etsin diye yer arar. Biçare bir şekilde kendini önemli hissetme, onsuz evin idare edilemeyeceği dolayısıyla bu dünya üzerindeki yerini hakettiğini ilan etme arzusundadır.

Aynı hissiyatla işe gider gibi akupunktura gelen kadınlar var işte burda da. Geçen hafta kabinde kurbanlık koyun gibi sıramı beklerken, yan kabindeki sigaradan çatallaşmış sesli bir kadının doktorla konuşmasına tanık oldum. 'Seni uludağda gördüm ben' dedi. Hemen de senli benli olmuştu. Doktor, olabilir, dedi. 'Yanında Rus bir kız vardı' dedi. Genç bir kızla yeni evlenmiş olan orta yaşlarındaki doktor, karıştırma oraları şimdi, diye gülerken sesi tedirgin çıktı. Kadın üsteledi 'Ay bir de anası vardı onun. Çok gıcık bir kadındı.' Doktor, haa hatırladım aman eski hikaye o, dedi. 'İyi ki bırakmışın onu' diye takdir etti kadın doktoru. Ya evet, dedi. 'O zamanlar keşke tanışıyor olsaydık da söyleseydim ne gıcık olduğunu sana diye istemiştim. Bak bugüne kısmetmiş' dedi kadın. Doktor rahatsız bir gülüşle cevapladı. Ben suratını görmediğim doktorun rahatsızlığını anlayabiliyordum ancak kadın olağanüstü densizliği ile konuşmayı sürdürmek istiyordu. Yüzünde hala gülücük maskesi takılı doktor densiz kadının kabininden çıkıp hızla benimkinin perdesini açtı. Suratıma bakıp faltaşı gibi açılmış gözlerimi görünce, yaa işte dedikodu falan, derken yüzünden anlayış bekleyen bir ifade akıyordu. Küçücük gülümseyip, başımı hafif yana eğerek sözsüz bir şekilde anladığımı belirttim.

Bugün benim kabinimden çıkan doktor, ilk defa gelen bir amerikalı kadının kabinine girdi. Kadın bir süreliğine İstanbuldaymış ve amerikadaki doktorunun yaptığı akupunkturla kısırlık tedavisine burda devam etmek itiyormuş. Hormonlarından ve yumurta azlığından bahseden kadını sessizce dinlerken neden tüp bebek yapmayı denemediklerini düşündüm. Bu konularda çok bilgim olmadığı için düşünmeyi kısa kestim. Derken doktor bu kadının kabininden çıktı. Kabinlerin olduğu odadan dışarıdaki koridora doğru ilerlerken, ordaki bankta otuduklarını tahmin ettiğim kadınlara 'Yaa gördünüz mü taa amerikalardan yumurta geliştirme tedavisine geliyorlar bana. Sırf zayıflatma yapmıyoruz yani' diye seslendi.  Hasta bilgilerinin gizliliğinin ihlali ve kendini çoktan ispatlamış olması gereken bir doktorun yaşadığı haksız ve gereksiz ego patlamasıyla üstümden bir tiksinti dalgası geçti. Üzerimdeki elektrik kablolarını ve iğneleri söküp gidesim geldi. Kısa bir süre içinde geldiği gibi de gitti. Yatmaya devam ettim. Neyin etiğini bekliyordum ki zaten?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...