Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Düşün. Taşın.

Çok düşünüyorum. Sürekli düşünüyorum. Aksiyon alamıyor olabilirim ama çok güzel düşünüyorum . Acaba bu sürekli düşünce halimden dolayı benim için ardımdan 'büyük düşünür' derler mi? Bence desinler. Çünkü ben düşünüyorum. Hindi de düşünüyor. Fakat balık düşünmüyor. Çünkü balık her şeyi biliyor.

29 Kasım 2011 Salı

The Walking Dead



Sıradan bir zombi hikayesi değil. Aniden şurdan kesik bir kafa çıkardım, burdan salyalar kanlar damlattım, şurda seni yerinden sıçrattım derdinde hiç değil. Disütopik bir hikaye 'The Walking Dead'. Sadece zombilerin dünyasında yaşam mücadelesi değil, ikili ilişkiler, grup dinamikleri, liderlik, kutuplaşma ve medeniyet üzerine de sorular soruyor. Sen olsaydın ne yapardın? Kararlarını neler etkilerdi? Şimdi olduğun insan gibi mi davranırdın yoksa yeni dünyanın gereklerini mi yerine getirirdin?
İşte hikayenin gücü burada. Seni kendinle bir hesaplaşma içinde bırakıyor ve bir sonraki haftaya kadar heyecanla bekletiyor.
Hiç sıradan değil ama çok olası. Ve tüm yaşananlar, insanca. Çok insanca.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Senin Kedi Canını

Kedi dediysek, köpek de candır. Hem onların da canı candır. Patlıcan değildir. Angry Birds oynamak herkesin hakkıdır. Bu hak engellenemez. Yoksa istiklalde yürüyüş yaparız. Yaparken havaya peluş oyuncaklar atar şişman totolarımızı sallayarak sıçrar ve o oyuncakları salyalı ağzılarımızla yakalarız.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Günün en önemli öğünüsün sen Kahvaltı

Birisi çayı demlesin, güzel bir kahvaltı sofrası kursun sonra da beni afiyetle yemem için çağırsın. Yoksa ben gene mutfakta kıyır kıyır ne var diye dolanacağım, birşey bulamayacağım ve açlıktan kazınan karnımı saat 11'de gelen servise sipariş edeceğim pis pis yağlı tuzlu zeytinli açmanın vuslatı için bekleteceğim. Çay demlemeye üşeneceğim için ruhsuz bir poşet sallandıracağım içi çay lekeli bir kupa içinde. Ve her zamanki gibi düşünmeden edemeyeceğim. 'Kim bilir bu çay benim dişlerime neler yapıyordur?'
   
temsili resim: bir sene önce hunharca yenilip sonrasında artıklarının fotoğrası çekilen polonezköy kahvaltısı

19 Kasım 2011 Cumartesi

Senin Kedi Canını

Bu resme her baktığımda sanki dünya daha da güzelleşiyor. Ayrıca bu resimlere bu yorumları yazan insanları da çok seviyorum ben. En çok da bunu yazanı.


17 Kasım 2011 Perşembe

Hayvanları kısırlaştırmak doğru mu?

Kedileri kısırlaştırma işine sıcak bakıyordum. Kendi kedimizi de zamanı geldiğinde kısırlaştırma şartı ile sahiplenmiştim. Hem zaten hayvan için de iyiydi. Kanser riskini azaltıyordu. Ayrıca bir şeklide hayvanı çiftleştirecek olsan yavrular ne olacaktı? Zaten sokaklar yavru kaynıyor, zavallılar zor şartlarda yaşamaya çalışıyordu, insanlara rağmen.

Otomatiğe aldığım bu düşüncelerle dün sabah kısırlaştırma işlemi için veterinere götürdüm kediyi. Tamamen uyuyana kadar çıkmadım odadan. 1 saat sonra ameliyat bitmişti. İyi geçmişti, uyuyordu. Akşam 5 buçukta almaya gittim. 'Geceyi zor geçirebilirsiniz, bandajdan çok rahatsız oldu' dediler. Beklenen bir tepkiymiş. Kutusunda tutacağız ki başını falan vurmasın, kendine zarar vermesin.

Evet kutusunda tutuyorum ama kutuyu yerde tutamıyorum. Öyle bir can havliyle fırlıyor ki. Kafasını sürekli kutunun tavanına vuruyor. Dili uyuşmuş, hakim olamıyor, patileriyle koparmak istiyor dilini. Sürekli bir sanrılar  görüyor. Aniden fırlıyor. Tekmeler atıyor. Beni ısırmaya kalkıyor. Bana kötü kötü bakıyor. Hıırrlıyor, tısslıyor. Bazen acı içinde miyavlıyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Çok çaresiz hissettim kendimi. Ona bu acıyı çektirdiğim için de vicdan azabı içindeyim. 

Hayvanlara çektirdiğimiz türlü eziyete tanık olduğumda hep durumun öbür türlüsü nasıl olurdu diye düşünürüm. Sokakta dolaşan çıplak insanlarmışız mesela. Kediler/köpekler bizi sokaktan alıp evlerinde kafeslerde bakıyorlarmış. 12 yaşımıza geldiğimizde bizi kısırlaştırıyorlar, ya da güzel bulurlarsa yavrularını satmak için ölümüne çiftleştiriyorlarmış. Sokakta tasmalarımızla gezdirip, sıkıldıklarında evden uzak ormanlara atıyorlarmış.

Bir şekilde bizim beynimiz gelişmiş, evrimleşmiş ve biz üstün insanlar her şeyi kendi çıkarımız için kullanmaya başlamışız. Hayvanların doğal ortamlarını yok edip, şehir içinde yaşam mücadelesine hapsetmişiz. Artık sokaktaki bir hayvanı kurtardım diye avunamıyorum. Onun iyiliği içindi diyemiyorum. En baştan dünyayı bu duruma getirdiğimiz için tüm insanlık adına utanıyorum.

Başlıktaki soruya gelince, cevabını bilmiyorum. Sanırım baştan alacak olsam gene kısırlaştırırdım. Ancak itiraf etmek gerekli ki bazı şeyleri doğru olduğu için yapmıyorsunuz.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Ayı pençesine 1000 basan çizmeler

Kış için ideal çizmeleri buldum. Tam istediğim gibi. Rengi, içindeki yumuşacık, sıcacık sahte kürkü, su geçirmez özelliği, kaymaz tabanları, giyerken iki büklüm olma diye aşağıda kısa bir fermuarı. Herşeyi düşünmüşler. Bir de bu kadar korunaklı ve rahat görünen bir çizmenin feminenlikten de feragat etmemesi nedir? Bu nasıl bir tasarımdır? Çok sevdim. Keşke benim olsaydın. Ama bu kadar özelliği verirken haklı olarak birazcık maliyetine de eklemişler. Kendilerine maliyeti değil de bana maliyeti çok olur bunun. Bir de yakınlarda da yok sanırım. Zaten ayağıma olucak mı numarası, yok efendim boyu dizimin altında mı kalır yoksa dizimin oraya kadar gelir de ben de pigme gibi görünür müyüm gibi çekinceler de yaratmıyor değil. Hayat böyle işte. Hep olmayanı istersin. Hep uzaktaki çekicidir. Puuffffff.

Etekle de olurdu bunlar ya.....





15 Kasım 2011 Salı

Kıskan

Kıskan
Kıskan
Kıskan
Kıskan
Hooooop kıskan
Hooooop kıskan
Kıskan
Kıskan
Kıskan


11 Kasım 2011 Cuma

Sakin olun, kıyamet kopmayacak

Yüreklere su serpen açıklamayı ben yapıyorum. Bugün 11:11'de kıyamet  falan kopmayacak arkadaşlar. Maya Takvimine göre 28 Ekim'de bitmesi gerekiyordu ama bitmedi. Aynı sayılar bizim icat ettiğimiz bir takvimde yanyana dizildi diye evrende bir dalgalanma, matrikste bir kayma olmasını beklemek çok manasız. Koskoca mayalar tutturamadı tarihi de bir sayı dizilimine mi kaldık. Evren İsa'nın doğumunu mu bilior sanki. Bugünün 1 Kasım 2011 olduğu ne malum. Ölçebiliyor muyuz? Hayır. Aslında herşey yalan. Tarih de yalan. Size öğretilenlere inanmayın.

Zaten saat 11:11 de Amerika'ya göredir kesin. Uzaylıların hiç İstanbula gelip beni başkanınıza götürün dediğini duydunuz mu?


Şu Maya olayı en çok beni üzdü. Nasıl da hevesle dünya üzerinde bir silkinme, bir kendine gelme bekliyordum. Kıyametmiiş, büyük felaketlermiş, bunlar değildi beklediğim değişim. Aydınlanma, fiziksel prangalardan kurtulma, farklı bir bilinç ya da boyutta yaşamaya geçişti beklediğim. Ama bakın Sayın Fatih Keçelioğlu ne gibi çıkarımlara varmış. Yaklaşımını beğendim. Bir olalım birlik olalım. Birlik bilinci ile dolup taşalım. Gazeteleri okuyunca ben de öyle bir birlik sevinci kalmıyor ama olsun. Bir umut belki ben de bir gün mangal gibi bir yüreğe sahip olurum. Yoksa manda gibi yürek miydi o? Bilemedim. Daha onu bile bilmiyorsam benim öyle bire yüreğe sahip olmam zor görünüyor.

http://mayatakvimi.blogspot.com/2011/10/28-ekim-2011.html

Artık herşeye inancım o kadar sarsıldı ve beynime giren her datayı öyle çarpık şekillerde işlemeye başladım ki, birilerinin kasıtlı olarak 11:11 kıyamet vesaire diye beynimize soktuğunu, biz küçük insanların bunu düşünmeye başladığını, kolektif olarak düşününce de bunu gerçekleştirebileceğini, tüm bunların arkasında bir plan olduğunu da düşünmüyor değilim.

Bilmiyorum. Buralar biraz Inception biraz Matrix. Belki bir Dark City tadında sanki.

4 Kasım 2011 Cuma

Ev cinimiz gitti :(

Kediyi verdik dün gece. Hiç beklemiyordum. Ama çok düzgün bir kız çıktı şansımıza. Eşek sıpası kucağına gidince hep sevdirdi kendini. Ayrı bir güzel gözüktü gözüme dün gece. Kaliteli mama vericek kız ona. Çok iyi bakacak. Sevecek. Kız gelmeden önce biraz ağlamıştım. Sonra geceyi iyi geçirdim. İçim rahattı çünkü. Ama şimdi bir boşluk doğdu evin içinde. Herşeyi yutuyor içine. Geride hüzün bırakıyor. Biraz daha ağlayasım varmış meğer. Hep o biberonu sıkı sıkı tutuşu geliyor gözümün önüne. Sonra camlı kapının arkasından koca kulaklarını iki yana açmış ev cini doby gibi bakışı. Gözler de patlak patlak. Güzel bir yuvası oldu diye avunuyorum. Ama yine de üzülüyorum. Acaba beni aramış mıdır gittiği yerde? Hiç sanmam. Farkında bile değildir. Mouse ile oynayıp durmuş. Ne anlamlar yüklüyoruz hayatımızdaki herşeye. Napayım, engel olamıyorum. Bir minik sarı sıçan geldi geçti hayatımızdan. Onunla olabilecek bir hayatı seçmedik. Farklı bir hayatı seçtik. Büyük kızımız yine yanımızda. O çok huzurlu görünüyor şimdi. Ben ise, alışıcam sanırım.

Çok Fazla Mutsuzum

Google'da 'Çok fazla mutsuzum' yazarak benim bloguma ulaşan arkadaş. Seni seviyorum. Valla değmez. Billa değmez. Hayat böyle akıyor, gidiyor. Biliyorum herkes bunu diyor. Ama doğru. Herkesin dediği her zaman doğru değildir. Ama bu doğru bak. Sahiden. Dün senin canını çok acıtan, bugün az acıtıyor. Yarın biraz sızlıyor. Öbür gün aklına gelirse bir cız ediyor. Sonra ise birşey kalmıyor. Yeter ki sen acıya bağlanma. Mesela şimdi sonbahar. Kırmızı yapraklar var. Onlara bak. Bir kedi sev sokakta. Bacaklarına sürünsün. Tadını çıkar. Benim cumartesi kedilerime bak. Yani çamaşır makinesi olsan, kalbine dokunur o resimler. Öyle böyle değil. Akşam akşam beni de üzdün. Hadi topla kendini. Gel sen gene arada. 'Çok fazla mutluyum' diye yaz. Google'a öyle gel bu sefer. İyi bak kendine.

2 Kasım 2011 Çarşamba

ParaNorman

Coraline'in yapımcılarının yeni filmi ağustos 2012'de vizyona girecekmiş. Yine karanlık. Ancak hikaye kime ait ve ne kadar güçlüdür bilemiyorum. Coraline'in avantajı yazarı Neil Gaiman idi. Favori yazarlarımdan olan Neil Gaiman'ın karanlık ve büyülü dünyasına Coraline animasyonu sayesinde göz atmak çok eğlenceli olmuştu. ParaNorman'da da aynı karanlık atmosfer var. Yine de vaat ettiklerinden çok emin değilim. Bir de ben trailerı izlerken hep başka bir pencerede başka bir müzik açık kalmış sandım. Meğer gayet de izlediğim videonun müziğiymiş. Resmi trailer değildir umarım bu. Çünkü müzik çok uyumsuz olmuş.

1 Kasım 2011 Salı

Çok yakında

'Çocuğumu keserim' diyerek dama çıkan babalar var ya hani. Onlardan olmak üzereyim. Ben de 'Kedimi keserim' diye balkona çıkacağım. Nerde bu devlet. Devlet bize sahip çıksın. Banka hesap numaramı vericem. Kedi bakımı için herkes üç beş birşey yollayıversin. Artanla da kendime kitap neyin birşeyler alırım. Ama düzenli yollanacak o paralar. Otomatik ödeme talimatı verilsin bankaya. Ben sizin için bu kışı da evde geçireyim. Hava soğuk. Zaten başvurduğum firmalar cevap bile vermiyorlar bana. Aman size mi kaldım. Dur daha yolu var. Bi de düdüklü tencere aldım sonunda. Her genç kızın rüyası ddüklü tencere niye benim çeyizimde yoktu? 2 senedir ocakta tencere başında bekliyorum. Zamanıma yazık. Sadece çalışan kadınlara mı reva canım düdüklü tencere? Benim zamanım kıymetsiz mi? Gayet de kıymetli. Sus otur yerine, konuşma. Hatta bi git burnunu düzelt de gel.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...