Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

25 Ekim 2011 Salı

Yalnız Değilsin Van

Sosyal medya organize olmayı kolaylaştırdığı gibi kendine sansür koymaktan muzdarip insanların ağızlarına gelenleri dümdüz söylemelerine de imkan veren bir ortam haline geldi.

Gerekli gereksiz konuşan, her konuda bir şey söylemezse çatlayacak gibi olan insanlar beni çok rahatsız ediyor. Ne yazık ki buralar da onlarla dolu. İsterdim ki buralar hep bizimmiş, bizim kafaya göre idare edilirmiş falan olsundu ama olmamış işte. Napayım. İnterneti babam bulmadığı için kullananları da ben seçemiyorum.

Sonuçta kendi mutumdan önce topluma faydasını ön plana alırsam, sosyal medya tüm eksilerine rağmen işe yarıyor. Yalan dolan haberlere, laf kalabalığına ve nefret saçanlara inat, büyük bir felaket ülkenin aklı selim insanlarını bir araya getirdi. Şimdi bence susma ve harekete geçme zamanıdır. Paylaşma ve yardım etme zamanıdır.

Van Depreminden zarar gören insanlara yardım etmek amacı ile kurulmuş 'Yalnız Değilsin Van' sürekli güncellenerek, bölgelere göre yardım etmek isteyenler için bir rehber görevi görüyor. Siteye göre ihtiyaçlar aşağıdaki gibi:


  • Battaniye
  • İçme suyu (Pet, Damacana), Meyve suyu
  • Isıtıcı / Soba
  • Çadır / Mat / Uyku tulumu
  • El feneri / Pil
  • Katı gidalar (ekmek, kraker, kuruyemiş vb)
  • Jenerator
  • Arabalarda kullanılabilecek cep telefonu şarj cihazı
  • Kalın, Kışlık temiz giyecek (termal don, kazak, pantolon, palto, hırka, kalın çorap, bere, eldiven, atkı)
  • Kışlık ayakkabı
  • Kışlık çocuk kıyafetleri ve çocuk ayakkabısı
  • İç çamaşırı (erkek, kadın, çocuk)
  • Kadın pedi
  • Bebek bezi
  • Bisküvi, çikolata gibi soğukta enerji verecek yüksek kalorili yiyecekler (Tahin pekmez veya tahin helvası gibi)
  • Kağıt havlu / tuvalet kağıdı / islak mendil / antiseptik el temizleme malzemeleri
  • Sağlık ve Ecza malzemeleri (sargi bezi, yara bandı, tenturdiyot, oksijenli su v.b.)
  • Oyuncak
  • Muzik Çalar / Radyo


Bu ihtiyaçların arasında bikini yok görüldüğü üzere. O yüzden gölcük depremindeki gibi bikini gönderen densizler çıkarsa onları katrana bulayıp sonra da tavuk tüyü ile kaplayacaklarmış.

İhtiyaçların 'Van Merkez Belediye Garajı Kriz Masası' adresine gönderilmesi gerekiyor. Bir çok kargo firması bu adrese yapılan kargoları ücretsiz göndermeye başladı. Belediyelere bırakılan malzemeler gönüllülerce kolilere konup tırlara yükleniyor. Kızılay ise meydanlarda kan bağışı yapmak isteyenler için araçlarını belli saatlerde hazır tutuyor.

Bu arada vatandaş haklı olarak merak ediyor. Şimdiye dek toplanan deprem vergisi ile Vanı baştan inşaa edecek para nerede? Halkın yardımlaşmasını destekliyorum ama bizim ülkemizde dengeler biraz şaştı. Devlet halka destek olacakken sürekli halk devlete destek oluyor sanki.

Bir de şu deprem bölgesi yağmacıları, ihtiyacı olmadığı halde ikişer çadır kapanları falan en ağır cezalarla cezalandırsınlar istiyorum. Benim de diyecek şeyim çokmuş. Kendimden sıkıldım. Zaytung'un  ana sayfasıyla kapıyorum. Sabır, şifa ve iyilikler diliyorum oradakilere.

http://www.zaytung.com/

Sosyal Medyadan Takip etmek için:
Twitter: @VanDayanisma
Facebook: http://www.facebook.com/vandayanisma

21 Ekim 2011 Cuma

Gazeteport'ta okuduğum bu yazı şahane tespitlerle dolu. Herkes kendi iş arkadaşını bulsun.


İnsan kaynakları ve kariyer sitesi Monster tarafından yapılan bir araştırma ofislerdeki 25 tip çalışan karakterini ve onlarla nasıl başa çıkılacağını ortaya koyuyor
Sizi canınızdan bezdiren, davranışlarıyla rahatsız eden bir iş arkadaşınız mı var? O halde onlarla nasıl mücadele edeceğinizi öğrenin.
Dedikoducu: Ofiste yaşanan son skandalın gerçekte doğru olup olmadığını ve kaynağını mı öğrenmek istiyorsunuz. Onlara sorun. Günlerini başkalarının konuşmalarını 'kaydederek' geçiren bu grup yeri geldiğinde kullanmaktan da çekinmez. Onlarla başa çıkmak zor olabilir çünkü genelde dışarıdan şirin görünmeleriyle ünlüdürler. Dedikoducuyla başa çıkmanın en iyi yolu onları görmezden gelmektir. Ve ne yaparsanız yapın onlara hayatınızla ilgili ayrıntı vermeyin ya da söyledikleri şeyi başkasına söylemeyin.
Şikayetçi: Herhangi bir şey için sızlanmaları için sebep aramaya gerek yok. İster işler sıkıntıdan patlayacak kadar yavaş olsun, ister çıldıracak kadar yoğun. Her durumda şikayet edecek bir şey bulurlar. Onları ne susturarak ne de neşelendirerek ya da çözümler önererek bu huyundan vazgeçiremezsiniz. Ne işe yarar biliyor musunuz? İçten bir cümle; "Gerçekten korkunçmuş. Bütün bu problemlerle nasıl başa çıkılacağını gerçekten bilmiyorum". Biri onları gerçekten dinlediği için şaşırıp sessizleşirler. 
Kontrol delisi: İş yerinde belli bir görev paylaşımı olduğuna dair inançları yoktur. Şirket yazışmalarındaki resmi yazı tipinden bulaşık makinesinin nasıl organize edilmesi gerektiğine kadar mutlaka bir fikirleri vardır ve sizin de bunlara dikkat etmenizi isterler. Onlarla uğraşırken olabildiğince sakin olun. Sabırlı olun, onlara nazik bir biçimde yaklaşın ve çok yavaş konuşun. Eğer onları anladığınızı gösterirseniz, büyük ihtimalle sizi bırakır, gidip başka birinin işine karışırlar.
Duygusal oyuncu: Her şeyi trajik bir operaya çevirmekte üstlerine yoktur. Çalışma masasından gelen iniltiler ve yürek parçalayan haykırışlardan birinin öldüğünü ya da kazara bilgisayarındaki tüm bilgileri sildiğini düşünebilirsiniz. Fakat genelde bunların hiçbiri doğru çıkmaz. Eğer duygusal oyuncuya yardım etmek istiyorsanız, olabildiğince az tepki vermeye çalışın ve 'böyle şeyler olur' deyip geçin.
Arkadan vuran: Karşılaşmak istemeyeceğiniz en kötü ofis karakterlerinden biri. Uzun süre arkadaşınız gibi davranmasına aldanmayın. Bu fikrinizi çalmak ya da hakkınızda üst yönetime dedikodu yapmak için fırsat kolladıkları gerçeğini değiştirmez. Maalesef onları tanıdığınızda canınız çoktan yanmış olacak. Ne kadar cazip olsa da, bu kişiye asla ama asla güvenmeyin. Gardınızı alın. Böylelikle sizi bir kez daha incitemeyecektir. 
Bay Jargon: Genelde yönetici konumunda bulunduklarını tahmin etmek zor değil. Ağaçların üstüne tüner ve buyrukları altındaki kişileri korkutmak ya da saygı uyandırmak amacıyla anlaşılmayan kelimeler kullanırlar. Problem şudur ki bu kelimelerin çoğu genelde bir anlam içermez ve bazı durumlarda bilgisizliklerini ve acizliklerini saklamak için bu kelimeleri seçerler. Başa çıkmak için önce konuştuğu dili öğrenmelisiniz. Söylediği bir şeyin ne anlama geldiğiyle ilgili bir sorununuz varsa, sorun! Hepsi de anlamsız olmayabilir.
Geveze: Konuşurlar… Yine konuşur, konuşur, konuşur konuşurlar. İster dinleyen biri olsun, ister olmasın; mutlaka söyleyecek bir sürü şeyleri vardır. Düşüncelerini kendilerine saklayamayan insanlardan biri olan bu ilginç tipler, akıllarından geçen her türlü ayrıntıyı bilmek istediğinizi düşünürler. Başa çıkmak için "Beş dakika içinde önemli bir telefon görüşmesi yapmam gerek" gibi bir cümle harikalar yaratabilir. Aynı zamanda kibarca sözünü kesip, "Bir şey sorabilir miyim?" diyerek konuşma üzerinde kontrol sahibi olmayı deneyebilirsiniz. Ya da son çare olarak "Üzgünüm ama gerçekten gitmem lazım" demek kesin çözüm. Eğer bunlardan hiçbiri işe yaramazsa bir kulaklık edinin.
Bay/Bayan Mükemmel: İster çok çalışkan ve yetenekli olsun, ister gökyüzünden inmiş gerçek bir melek, ister doğuştan her açıdan mükemmel yaratılmış kişiler olsunlar, fark etmez. Mutlaka sizin kötü görünmenize sebep olurlar. Bu durum bir süre sonra sinirlerinizi bozmaya başlar ve kendi performansınızdan endişe etmeye başlarsınız. Kendi işinize odaklanmak moralinizi büyük ölçüde yükseltir. Eminiz yapmakta usta olduğunuz bir şey vardır. Kendinize bunu göstermek için bir fırsat verin.
Anaç: Ofisiniz yetişkin insanlarla dolu olsa da 'anaçlar' fiziksel ve zihinsel olarak herkesle ilgilenmek için orada olduğunu düşünür. Birazcık burnunuzu çekseniz hemen modası geçmiş bir tedavi tavsiye eder ya da kötü hissettiğinizde gelip rahatlatırlar. Anaçlar her zaman oradadır, isteseniz de istemeseniz de. Geveze kişilerle olduğu gibi aranıza sınır çekmelisiniz. "Bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor" onlardan kurtulmak için hayat kurtarıcı cümle olabilir.
Acımasız demirbaş: Bu grup neredeyse şirket kurulduğundan beri (ya da sadece size öyle gelmektedir) buradadır ve size tüm bu süreyi anlatmaktan çekinmez. İnsan kendini neden hala aynı işte olduğunu düşünmekten alamaz. Bu kişiler uzun vadede iyimserliğinizi ve kendinize güveninizi, kendi yaşadıkları acı pişmanlıkları anlatarak silebilir, işinizden aldığınız keyfi yok edebilir. İyi tarafı şu ki demirbaş sayesinde şirket hakkında tüm bilgiyi elde edebilirsiniz. Bu duruma iyi tarafından bakın. Neler öğrenebileceğinizi tahmin edemezsiniz.
Kaynak: http://www.gazeteport.com.tr/haber/58291/peki_sizin_is_arkadasiniz_hangisi 

20 Ekim 2011 Perşembe

Wilderness of Manitoba - November

Haven dizisini izliyorum bu aralar. Stephen King romanından bir beyaz cam uyarlaması. Çok muhteşem değil ama idare ediyor evde geçen günlerde. Karakterleri de sevdim. Daha da güzeli soundtrackini sevdim. Her bir bölümün son 2 dakikasında hep böyle güzel bir şarkı çalıyor. Üstelik bilindik adamlar da değil. Bu da şarkıyı gözümde daha değerli kılıyor.

Kanadalı grup Wilderness of Manitoba bu bilinmedik adamlardan birisi. 5 kişilik grubun neredeyse tüm üyelerinin vokal yaptığı ilk albümlerinin ismi 'When you left the fire'. Şarkı ise aynı albümden 'November'

19 Ekim 2011 Çarşamba

Genetiğimle Oynama

Greenpeace'in genetiği ile oynanmış bitkilerle ilgili farkındalık yaratma amaçlı kampanya fotoğraflarını çok beğendim.

Ama sanırım havuçlar akrep olup birilerini sokmadıkça, anlamamaya devam edecekler.
Sivil toplumlar, örgütlenin.






18 Ekim 2011 Salı

Su kar soğuğunda herkes iş yoluna düşerken evin camından, dumanı tüten çayımla yağmuru izlemek iyi güzel de, yalnızlık koymaya başladı be blog. Evde büyüğün küçüğü sürekli tokatlamaya çalıştığı iki kedi ile bile yine de yalnızım. Bazen tek bir insanla bile konuşmuyorum gün boyu. Böyle olunca akşamki kapı tıkırtısını hasret ile bekliyorum. Kapı açılacak da gelecek diye. Bir de böyle evde tek başına olan yaşlı ve kedili deli kadınlar var. Onların akşam geleni de yok. Ne yazık. Ne kederli. Yalnızlık Allah'a mahsusmuş sahiden. Bilincin açıkken tek olmak güzel olmuyor.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Yansımalar

Bazen yaşlılık beni çok korkutuyor. Ölüme yaklaşmak değil. Bilakis o fikir bana huzur veriyor. Ama sağlığın yitirilmesi, vücudun sana gençliğindeki gibi hizmet etmemesi, başkalarına muhtaç kalmak, güçten düşmek. İşte bunlar düşüncelerimden uzak tutmak istediğim şeyler. Tabi ki bir Audrey Hepburn, bir Rahmi Koç gibi de yaşlanabilir insan. Ya da Ajda Pekkan. Benjamin Button o da mübarek. Yine de insan çevresinde gördüğü örneklere bakıyor. Diğerleri çok uzak geliyor. Uzaylı gibi. Biz sıradan insanlar ise sıradan yaşlılar olacağız sanki. Bilmiyorum. Hayat bu işte. Böyle de bir döngüsü var. Yaşlılığını görememen de mümkün. Binlerce ihtimal var. Sanırım en iyi hiç düşünmemek.

Bunları düşündüm aşağıdaki resimlere bakınca. Herşeyi geçtim de en korkutucusu yaşlanınca aynaya bakıp gördüğünden memnun olmamak ve yaşadığın hayattan pişmanlık duymak olurdu herhalde.

Umarım dolu dolu geçer bize biçilen ömrümüz. Umarım her anın tadını çıkarırız. Her bir seçimimizin o anki biz için en doğru seçim olduğunu kanıksar kendimizi yargılamadan kabul edebiliriz.






kaynak: http://www.behance.net/tomhussey/Frame/329834
Novartis'in 'Reflections' kampanyası için fotoğrafları Tım Hussey çekmiş.





16 Ekim 2011 Pazar

Seni tanıyorum

En iyi en düşünceli kocaya sen sahipsin.
Senin çocukların en güzeli en akıllısı.
Ikea'nın beyaz mobilyalarına kattığın dokunuşlarınla en güzel ev senin.
Her köşede dantellerin, puantiyelerin.
En bir styling uzmanı sensin.
DIY diye önüne geleni kesip biçersin.
Ya canon kullanırsın ya nikon.
Farketmez, çektiğin her resim bir ikon.
Hem çalışır hem annelik yaparsın.
Yatakta nasılsın bilmem ama bence sen süper kadınsın.
Yemeklerin de şahane.
Mutfağından eksik olmaz biberiye ve nane.
Arkadaş çevren de çok geniş.
Sürekli sosyal mecralardasın.
Tüm hayatını paylaşır bir gıdım kendine saklamazsın.
Sözde, yüzünü göstermeyip özelini koruyorsun.
Bence sen gizli gizli ünlü olma hayalleri kuruyorsun.

11 Ekim 2011 Salı

Lana Del Rey - Video Games

Bu dudaklardan bu şarkıyı beklemezsin ama olmuş işte. Ben de şaşkınım...


9 Ekim 2011 Pazar

Rahatsiz etmeyin

Bu aralar bununla mesgulum. 4 saatte bir biberonla doyurup, gazini cikarip pamukla midesini ovup, cisini kakasini yaptiriyorum. Onu buldugumda yaklasik 2 haftalikti. Vicdansiz bir insanin, annesinin koynundan alip karton bir kutu icinde parka biraktigi, vicdansiz bir veterinerin ustune kalmasin diye elini bile surmedigi, soguk tasin ustunde yari acilmis gozleriyle surunurken cigerlerini yirtarcasina bagiran avucumun yarisi kadar bir can.
Ama o da can iste. Hayata simsiki tutunmus Dokunmaya kiyamiyorsun incitirim diye. Biberona minik patileriyle sarilirken kulaklari kelebek kanatlari gibi acilip kapaniyor. İzlemeye doyamiyorsun. Elinde tutarken kalp atislari oyle hizli carpiyor ki tenine, hareket edemiyorsun. Oylece durup izliyorsun. Tam o anda orda oluyorsun. Sevgi tasiyor kalbinden, onu simsicak tutmak istiyorsun.
Cok yorucu bir yandan da. Cok emek istiyor. Dayak yemis gibi agriyor vucudum. Uykumu hic alamiyorum. Evden uzaklasamiorum. Ama bir nedeni var ki o burada. Bize birseyler ogretiyor. Dogaya borcumuzu azicik da olsa oduyoruz diye avunuyorum. Onu beslerkenki huzur anlarinda dinleniyorum.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Melancholia

Sinema filmleri için kullanılan 'görsel bir şölen' klişesi vardır ya, işte bu film tam da o lezzette.

Lars Von Trier'in yönettiği ve bir başka klişe ile yıldızlar geçidi olan film konusu ve ağzımıza aşağıdaki trailer ile sürdüğü bir parmak bal ile heyecanla beklenenler listesinde en üst sıraya oturdu.

Tablo gibi çekimler, ve tek başına bile yeterken hepsi bir arada gelip günümüzü aydınlatan oyuncular. Tam da ağzımıza layık.

Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, Kiefer Sutherland, Charlotte Rampling, John Hurt, Alexander Skarsgård ,  Stellan Skarsgård...

Küçük bir not, True Blood'ın Erich Northman'ı bu filmde babası ile oynama şansını da yakalamış.

Hikayeye gelince, birdenbire peydah olan yeni bir gezegen dünyaya çarpmak üzeredir. O sırada arası limoni olan kızkardeşlerden biri evlenmektedir. Ve olaylar gelişirken, ilişkiler daha da gerilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...