Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

22 Nisan 2011 Cuma

İnsanlar

Eğleniyorlardı. Yaşıyorlardı. Ve ben, kafamın içine ve yalnız kendi ruhuma kapanmakla onların üstünde değil, altında bulunduğumu anlıyordum. Şimdiye kadar zannettiğim gibi, kitleden ayrılmanın bir hususiyet, bir fazlalık değil, bir sakatlık demek olduğunu hissediyordum. Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata birşey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu? Şu ağaçlar, onların dallarını ve eteklerini örten karlar, şu ahşap bina, şu gramafon, şu göl ve üzerindeki buz tabakası ve nihayet bu çeşit çeşit isanları hayatın kendilerine verdiği bir işi yapmakla meşguldüler. Her hareketlerinin bir manası vardı, ilk bakışta gözle görünmeyen bir manası. Ben ise dingilden fırlayarak, boşta yuvarlanan bir araba tekerleği gibi sallanıyor ve bu halimden kendime imtiyazlar çıkarmaya çalışıyordum. Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu.

'Kürk Mantolu Madonna'
Sabahattin Ali
Yapı Kredi Yayınları
44. baskı  Sahife 124

Kürk Mantolu Madonna'yı yeni okudum. Herşeyi sevdim kitapla ilgili. Ama Sayfa 124 aklıma kazındı. Ben satırların altını hiç çizmem. Kitaba notlar almam. Okurum bitiririm ve unuturum. Ama sayfa 124 sen benim ifade etmeye çalıştığım herşeysin. Ben kendimi daha güzel anlatamazdım. 1943 yılında benim duygularıma tercüman olan sevgili Sabahattin Ali, bunlar öyle duygular ki sadece hayal edilerek, kurgu bir kahramana yakıştırılarak yazılamaz. Sevgili Sabahattin Ali sen beni ta o zaman anlamışsın. Ben de seni çok iyi anlıyorum. Nur içinde yat. Eğer buralardaysan da bir selam et. Karşılıklı birer bardak çay içer ve beraber susmanın keyfini çıkarırız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...