Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Destur

Saçmalıkların sonu yok.

Bunu da buraya not düşmeden geçemeyeceğim zira bunu yapan insan olamaz.

Yeter şu çocukları maymun ettiğiniz. Ayaklarına bir zarar vermiyor olabilir ama yine de ne gerek var ki? Tamam bir çok şey anlamsız. Ama bu nedir ya allasen?








bu resim dünya tatlısı bebekten dolayı kurtarıyor.  pek sevimli zibidi. saça başa bak yauv. elektrik çarpmış gibi. gözleri de şaşkın ördek yavrusu gibi. ay bayildim buna ben.
















aman bu pek fettan birsey olacak büyüyünce.





bence çok sevimiz ayakkabilar. yok hiç beğenmedim. yaratik gibi duruyor. isteyeni tutmuyoruz. direk şuradan alışveriş için bir tık. Heelarius

Düz siyah, pembesi, leopar ve zebra desenleri mevcut. Ama çocuklarınıza bunu yapmadan önce iyi bir düşünün bence...

Bez Torba vs Markalı Torba

Yeni trend bez torba kullanmak. Bu kadar ulvi amaçlı bir projeyi bile markalı bez torbalar kullanarak çığrından çıkaracağımızı düşünüyorum.

Ama bez torba falan da hikaye, çünkü ben geçen gün gittigidiyor'da markalı kağıt poşet satıldığına tanık oldum. İnanılır gibi değil. Boyutuna göre tanesi 3-6 TL'den Abercrombie&Fitch markalı kağıt poşet satılıyor. Bunları sahiden alanlar var mı? Satılıyor ki birsürü adam oraya satışa koymuş. Aldıkları şeye bak yareppim. Kağıt poşet. Biz daha hala bez torba kullanalım diye proje başlatalım.

Ammannn sıtkım sıyrıldı benim bu dünyadan billaha ikrah ettim.

al bu da link: http://arama.gittigidiyor.com/?aramakategori=&aramakelime=abercrombie+po%FEet&submitit.x=0&submitit.y=0&submitit=ARAMA&search_type=detail

al bu da resim:



- Abercrombie & Fitch KARTON POŞET (Orta Boy)
- ÜRÜNÜN ENİ 36 cm, BOYU 40 cm, GENİŞLİĞİ 16 cm'dir. 
- HEMEN TESLİM


lütfen saçmalayıp karton poşet almayın, bez torba kullanın

29 Haziran 2010 Salı

Enstantaneler

Bunlari hatirmak icin arada not dusmem gerekli. Çünkü bir şekilde bir yerlerde belki eskiden belki çok yenilerde, kafamda yer ettiler. Abeslikleriyle veya o anda cuk oturmalarıyla

Seneler önce tatildeyiz. 20 li yaşlarımın cok başlarındayım. Kaldığımız otelde bir ara bir masada şu 3 insanla oturuyorum. 2.ligde oynayan, manken sevgili edinecek kadar olmasa da bir tatil köyünde kalıp üstüne başına çeki düzen verecek kadar para kazanmaya başlamış bir futbolcu, bir hırsız veya katilde olması gereken en temel özellik olan sıradanlığı ve çabuk unutulurluğu hücrelerine işletmiş ve sahiden cinsiyetini bile unuttuğum bir insan ve şimdilerde Cahide vs gibi yerlerde drag queenlik yapan, o dönemlerde ise sadece tatil köylerinin animasyonlarında yer edinebilen buram buram bir gay. Saçıyla, makyajıyla, kaşıyla kirpiğiyle. Ses tonuyla, kelimeleri uzatmasıyla. Yani gay demezsin de ibne dersin, o derece gay. Erkeklerin gaylerden korkma sebebi olan gaylerden. Ve lütfen yanlış anlaşma olmasın. Dünya görüşü çok açık bir insanımdır. Gayleri de severim, ibneleri de. Ama takdir edersiniz ki bir gay bir futbolcu, bir potansiyel seri katille beraber aynı masada oturmak tüyler ürpertici olabiliyor. Fakat içine nasıl düştüğümü hala bilmediğim bu ortam, muhabbet kurmaya çalışan ama konuşacak fazla birşeyi olmadığı için sürekli çuvallayan futbolcu ile buram buram ibnenin arasındaki diyalogla, fena halde şenlenmişti. Futbolcu, ellerini koyacak yer bulamaz bir haldeyken, buram buram ibneye dönüp söyle dedi  <ee, siz de futbolla ilgilenir misiniz, oynar mısınız?> Buram buram ibne suratında aşağılayıcı bir ifadeyle cevap verdi <sence top oynuyora benziyor muyum?

konuyla ilgili görseller için buyrun lütfen:
















21 Haziran 2010 Pazartesi

Yuva Arayan Gri Kedi

Ben de hayvan seviyorum. Ama hiç bu kadar bulaşmıyorum. Halbuki elini taşın altına koyup, evdeki sokaktaki her hayvanla ayrı ayrı ilgilenen, sağlığını takip eden, yuva arayan insanlar da var. Bunlar biri de benim pek sevgili Gökçem.
Bulmuş gene sitesinin orda bir muhtaç yavru, hemen veterinere koşturmuş. Parazit tedavisine başlatmış. Karnını doyurmuş, bol sevgi vermiş. Şimdi de daimi bir yuva arıyor.
Palazlanınca pek güzel olacak yavrunun resmi ve sahiplenmek için iletişim bilgileri aşağıda.



dişi , 2 aylık, Gri tüylü ve mavi gözlü
Tuvalet eğitimi var

İç ve dış parazit tedavisi yapıldı
Şu anda Ataşehir’de yer alan BBÇ Veteriner Kliniği’nde bulunuyor. Biraz güçlenmesi için vitamin desteği de veriliyor, çok zayıflamış.
BBÇ Veterinerlik adres: Yeni Çamlıca Mah. Baraj Yolu Cad. Özgür Sok No: 18 ATAŞEHİR İstanbul.
Telefon: 0216 456 36 06
Ücretsiz sahiplendirilecektir.

18 Haziran 2010 Cuma

Bencil İnsan


Blog yazmaya mecburen ara verdim. Hep buradaydım. Ama bloga her girdiğimde gümüşün resmini görüp hüzünlendiğim için, bloga girmek istemez oldum. Ama sanırım çözüm bir an önce birkaç yazı yazarak, gümüşün resimlerini arka sayfalara çekmekte olacak. İşte insanoğlu da böyle nankör, böyle kalleş sayın dinleyenler. 1 hafta ağlayıp sonra gene mevcut hayatına devam ediyorsun. Bir yerlerde bir sızı var, ama sürekli acı çekmek istemediğin için görmezden gelmeye başlıyorsun.  İnsanoğlu sahiden çok acaip.

Hani Tarkan’ın “Sen Üzülme” diye bir şarkısı vardı. Yanlış anlaşılma olmasın. Gayet elitist bir insan olduğum üçün Türkçe pop dinlemem. Hep belgesel izlerim. Klasik müzik dinlerim. Sanat filmlerini takip eder, modern ressamların sergilerini kaçırmam. Hayatım yalan. Her neyse. Bu şarkı sahiden iyyidi. Melodisi bir yana, sözlerini çok beğenmiştim ben. Genel olarak bu şarkının çıktığı dönemde etrafımda olan hatun kişiler “gurur sandığım aslında ümitsizliğimdi” kısmına ağlak gözler ve titrek bir sesle eşlik ederken, ben daha ziyade “ama kendinden yanadır ya hep yürek, feda edip aşkı korur ya kendini” üzerinde felsefi düşüncelere dalardım. Ne kadar da doğru, öyle değil mi sayın dinleyen. İşte biz buna korunma içgüdüsü ile beraber hayatta kalma içgüdüsü de diyebiliriz.

Şöyle ki, suratınıza doğru bir top gelirse refleksler harekete geçer ve yüzünüzü elinizle kapatırsınız. Bir ayının size doğru koştuğunu görürseniz, hemen aksi yöne kaçarsınız. Işte böyle, kalp de kendini koruyor. Baktınız kalbiniz acıyacak, bir üzüntü geliyor. Naparsınız. Hemen gözünüzü kaparsınız. Görmezden gelirsiniz. Aksine yöne gidersiniz. Kendinizi meşgul edersiniz. Çalışan insanlar için çok da zor değil bu.

Artık hayat eskisi gibi değil. Devir değişti diyorlar. Doğru. Dünyanın ekseni mi kaydı dedi beyimiz, adam haklı tabi, kaydı. Hem de hepimize kaydı. Sürekli bir koşturmaca. Bu koşturmaca sırasında bir ittirmece kaktırmaca. Arada çelme takma, diğer çelmelerin üzerinden çalımlı hareketlerle sektirmece. Hepimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bu yoğunluk içinde kimin eski Türk filmi aşıkları gibi, üzüntüsünden verem olacak vakti var ki? Yok işte. Yok. Şöyle doya doya mateminizi bile yaşayamazsınız bu tempoda. İş bekler. Eş bekler. Çocuk bekler. Ocakta yemek bekler. Saçında beyaz çıkmış, kuaför bekler. Yağmur başlamış, koş balkondaki çamaşırlar bekler. Bekler oğlu bekler anasını satayım. Üzüleceksek şu halimize üzülelim. Üzülemeyacak hale oluşumuza...


dipçik notu: bu yazıyı dün öğlen işyerinde yazmıştım. akşam annemlere uğradım. annemin telefonunda gümüşün resimlerini gördüğüm anda yine yelkenleri saldım. demek ki tam geçmemiş.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Hayat inadına devam etti

ve etmeye devam ediyor. Keyifsizliğim had safhada sürdüğü için yazmak istemedim. Hala göğsümün üzerinde bir boşluk hissediyorum. Hani kol bacak gibi orgnları kesilen insanlar, bu organlarını uzunca bir süre varmış gibi hissetmeye devam eder ya. Hayalet organ denir hatta bu kesilen organlarda narta kalan hissiyata. Ben de öyle bir durum söz konusu. En yakın buna benzetebildim işte. Sanki göğsümün üzerinden bir kütle alınmış, orda bir boşluk asılı kalmış. Boşluğun içine hüzün çökmüş oturmuş. Ben nefes aldıkça inip kalkan bir hüzün.

Anneme gittim geçen perşembe günü. Gümüşün her zaman yattığı perde altıan takıldı gözüm. O orda yatarken ben de annemlerin yatağına yatar, onu izlerdim. Boş perde altına baktım öyle. Sonra bir çıtırtı sesi geldi. Gümüş çok sessizce yürüdüğünü zannederken, yerine tam oturmamış bir parkeye denk gelir, sonra çıtırt diye bir ses çıkarır kendi de bu işe şaşardı. Boş bulundum kafamı kaldırıp baktım, sanki salınarek gelecekmiş gibi. Meğer üst kattaki köpekmiş.

Böyle böyle alışıcaz. Biliyorum. Ama insan hüznünü de biraz yaşamak istiyor. Sanırım bu daha sağlıklı. Aksi takdirde içimde kocaman bir tümör gibi büyüyecek bu acı.

Pazar günü doğumgünümdü. Pek kutlamayı sevmem, ama ilk defa bu doğumgünüm bir dilim pasta bile yemedim. Çok sevdiğim iki Gökçemle görüştük. Biri Ardahan'da zorunlu hizmette olduğu için artık sık görüşemiyoruz. Diğer gökçem cesaretin dibine koyup eşiyle beraber Adalar krallığını gezdi 1 ay boyunca. Ne zamandır bu konuda yazmak istiyorum aslında. Bir ara yazarım. Neyse, doğumgünüm sadece tesadüfi bir tarih oldu. Özlem gidermeye çalıştık. Birbirlerimizin hayatlarına yetişmeye çalıştık. Ve ben tam 31 olmuşum, 32'den gün alıyormuşum, biberli gökçem bunu hatırlatıp durdu. Kasımda ben de ona hatırlatacağım kısmetse.

İşte hayat inadına devam etti. Ve ediyor. Baykal gidiyor, Kılıçdaroğlu geliyor. 6 gemi kalkıyor, İsrail'e gidiyor. Bir tanesinde olay çıkıyor. Orada ne işi olduğunu anlayamadığım insanlar ölüyor, birileri halife oluyor. Kedim ölüyor, ben bir yaş daha alıyorum. Dünyra dönüyor, hayat böyle inadına inadına devam ediyor.

2 Haziran 2010 Çarşamba

sensiz 1 gün daha

yüzünü öpücüklere boğarken, alnındaki kısacık tüyler hep burnumun içine girer gıdıklardı beni. kendimi engelleyemiyorum. sürekli yüzümü göğsüne gömdüğümü ve kokunu ciğerlerime kadar çektiğimi hayal ediyorum. resimlerine bakıp bakıp ağlıyorum. düğme burunlum. ben kabul edemiyorum.


1 Haziran 2010 Salı

Birgün yine birbirimizi bulacağız Gümüş

Beni affet Gümüş,
Sabahın bir vaktinde önce nefesin sonra vücudun kaskatı kesilirken ben yanında değildim. Ben geçen seneden beri hiç yanında değildim ki. Kendime dönmüştüm ben. İlk defa hayatımı yaşıyordum. Kendim için. Bencil oldum. Nasıl olsa sen annemin güvenli ellerindeydin. İçim rahattı. Geçen sene geçirdiğin rahatsızlığı annem benim sözde hassasiyetimden dolayı bana çok farkettirmemişti. Şimdi anlıyorum ki ben anlamazdan gelmişim. Onun ve veterinerin yapıp da benim yapamayacağım ne vardı bilmiyorum. Ama şu anda kendimden nefret ediyorum. Kulağımın üstüne yatmasaydım. Adam olsaydım da başında dursaydım diyorum. Beni affet Gümüş. 'Bazen böyle olur, cins kediler uzun yaşamıyorlar. Kalpleri zayıf oluyor, beyne bir pıhtı gidiyor' diyen veterinere ne diyebilirdim bilmiyorum. Ama rahat hissetmiyorum.

Annem cesaret edememiş bana söylemeye Gümüş. Sen geçen hafta gitmişsin. Ben dün gece öğrendim. Gözümün önünde sürekli o güzel gözlerin var. Seni sımsıkı kucakladığımı hayal ediyorum. Bir yerlerden kokun geliyor. Son bir kere göremedim. İçim yanıyor. Şöyle göğüs kafesimi açsalar da içime yerleştirselerdi seni. Öpüp koklasaydım o güzel başını. Alnından buram buram yastık kokusu gelirdi. Çapaklı gözlü Gümüş'üm. Pembe kulaklarına dokunmaya doyamazdım.

Hiç konduramıyorum Gümüş. Yok olmuyor. Annemin elçi seçtiği kocam, beni koltuğa oturtup da ''sana üzücü bir haberim var' dediğinde hiç aklıma gelmedin. Çok saçma ama aptal kafam işle ilgili olduğunu düşündü. Sanki dünyanın en önemli konusu işmiş gibi. 'Annemler sana söyleyememiş' deyince telaşlandım. Acaba kayınvalidemler birşeye kızdılar darıldılar da direk bana mı söyleyemiyorlar diye düşündüm. Sen hala yoktun üzücü bir senaryoda. 'Gümüş' dedi. Hayat ağır çekime geçti. 'Birdenbire kötüleşmiş' Beynim zonklamaya başladı. 'Herşey birdenbire olmuş' Hayır bu olamazdı. Tatile çıkmadan önce gördüm ben, iyiydi. 'Kalp krizi' demişler. Benim kalbim de durdu orda Gümüş. Bir parçamı o koltukta bıraktım. Hala şaşkın orda oturan bir yanım var. Olmuyor Gümüş. Kabul edemiyorum. Beynim ikinizi aynı cümle içinde kabul edemiyor.

İşyerinde dökemediğim gözyaşları göz kanallarımda birikmiş canımı yakıyor. Annemle en sonunda yüzleşip, birbirmize sarılıp döktüğümü gözyaşları yüreklerimizdeki yangını söndürmüyor. O bana üzülüyor. Ben ona. Kızımın emanetiydi diyor. Can yoldaşımdı diyor. Kahroluyorum. Annemi hiç böyle görmedim Gümüş. Ömrü hayatımda ben onu 1 belki 2 kere ağlarken görmüşümdür. Öyle metanetlidir ki annem. Ama seni öyle sevid ki Gümüş'üm. Sen Annemin kolay yumuşamayan, çelikten yüreğini o minicik patilerinle öyle bir yoğurdun, ona öyle bir sevgi tattırdın ki, ben evlenip giderken sizi ayırmaya razı gelemedim. Seni sevmediğimden değildi Gümüş. Annemin zaten bi tanecik kızı gidiyordu bir de öteki yavrusunu almak istemedim.

Her sabah telefonda Gümüş napıyor diye sorduğumda, hemen sesi değşir, o sabah ki yatak sefanızı anlatmaya başlardı. Nasıl uyandırmışsın annemi. Patini babamın suratına vurmuşsun. Babamı o ilk hastalığında gördüğündne beri bir farklı davranır olmuşsun. Gelip kontrol ediyormuşsun nefes alıyor mu diye. Onlar konuşunca kıskanıp yatağa zıplayıp aralarına giriyormuşsun. Her akşam bu keyfi yaşamak için, çaktırmadan konuşuyor gibi yapıyorlarmış.

Güzel sesli Gümüşüm. Narin bebeğim. Seni bir daha göremeyeceğimi düşünmek bana çok azap veriyor. Annemlerin evine gittiğim zaman herşey çok gerçek olacak. Çok korkuyorum. Annem eve girmiyormuş geç saatlere kadar. Odalardan birinde saklanmıyorsun. Yoksun artık. Mahvediyor bu insanı. Babam bile ağlamış. 'Evde hayvan olmaz' diyen babam. Yüreklerimizi dağladın Gümüş.

Çok acı çekmedin diye teselli etmeye çalışıyoruz kendimizi. Yine de faydası olmuyor. İşyerinde sessizliğimi soran insanlara bir hata yapıp da senin öldüğünü söylediğimde, 'aaa yazık' sözlerine anlamsız bakışları eşlik ediyor. Benim seni onlara tercih edeceğimi ne bilsinler Gümüş. Senin onlardan daha güzel yürekli olduğunu ne bilsinler...

Canım meleğim. Bana ve aileme hayatımızın 7 bucuk senesinde verdiğin sonsuz sevgi ve mutluluk için çok teşekkür ederim. Hepimizi o en saf halinle kucakladığın için teşekkür ederim. Hiçbir fark gözetmeden herkesi olduğu gibi sevdiğin için teşekkür ederim. Hayatla aramdaki pamuk ipliğini sağlamlaştırdığın için teşekkür ederim.

Her neredeysen bizi gözetmeye devam et. Bir daha karşılaşıcaz seninle. Belki yine dünyaya gelirsin. Belki biz ölünce buluşuruz. Bilmiyorum. Sadece buna inanmaya ihtiyacım var şu anda.

Hoşçakal koca gözlüm. Eğer seni üzdüysem beni affet. Kalbimin en özel yerinde saklısın artık.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...