Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

20 Mayıs 2010 Perşembe

Fallen Princesses

Uyuyan güzel benzetmesinin üzerinden arayı soğutmadan Dina Goldstein'in eğer fotoğrafçı olsaydım çalışmak isteyeceğim kompozisyonlarını paylaşmak istedim.


Sevgili Ariel denizkızımız bir akvaryumun içinde hapis kalmış

Pamuk Prenses, desperate housewife olmuş


Uyuyan güzel, huzurevinde uyumaya devam ediyor. Ama bu adam, babası mı kocası mı anlamadım.

Çok yağmurlu bir günde, kendisine sıcak bir yatak veren ev sahibesine, prensesliğini sırtına 12 kat kuştüyü şilte altından baten bezelye taneleri ile ispat eden terbiyesiz prenses layığını bulmuş.


Vee, güzel ve çirkinin güzeli Nip Tuck çı olmuş.




Şahane fikirler. Kesinlikle ben de böyle birşeyler çalışmak isterdim. Ama ben fotoğraf çekmeyi pek beceremiyorum. Neyse zaten başkası yapmış. Aman bunu da yapmışlar. Öff gene bize yapacak bişi kalmadı.Grrr


Dina Goldstein'in Fallen Princesses serisi için buraya


Diğer resimleri için de şuraya 

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Kermes

Ben 23 Mayıs haftası yani 1. evlilik yıldönümünde tatilde olacağım. Özel olarak aynı haftaya denk getirmedim yıllık iznimi. Malesef işyerim bu sene projelerden kaynaklı iş yoğunluğu nedeniyle yaz aylarında izne gitmemize izin vermiyor. Ben de yaz öncesi gidip soğuk denizlerde yüzerek akıl ve dimağ açıp geleceğim. Sonra açılan dimağımı iş için kullanacağım sanıyorlarsa yanılıyorlar. Ben başka cin fikirle yorarım kendimi. Kendileri de iyi iş isiyorlarsa yazın da tatile göndersinler beni, bana ne.

Eğer evlilik yıldönümümde burda olsaydım kesin bu kermese katılırdım. Ben gidemiyorum bari siz gidin.


13 Mayıs 2010 Perşembe

Cevap İstiyorum





  • Acaba Lost yapımcıları aslında bizi çok seviyor da, onlar bizi bırakıp gittiğinde arkalarından ağlamayalım diye kendilerinden nefret ettimeye mi çalışıyorlar? Eğer öyle değilse 6. sezonda izlediğim her bölümden sonra ağzımda kalan kekremsi tadın sebebi nedir?
  • Tepemde uçan kafam kadar kara sineği öldürürsem hayvan severler beni ayıplar mı? (Açık pencereden dışarı salarım normalde ama dışarda bu koca sinek bir serçe falan kapar diye endişe ediyorum.)
  • Regl olmadan önce mi olur şişkinlik, yoksa regl sırasında mı? Her sabah aç karnına üstümde sadece donla tartılıyorum. Regl öncesi, ilk günü falan birşey yokken ikinci günü birden 1 kilo arttım. Aceba bunun nedeni şişkinligin ikinci ücüncü günlerde olması mı, yoksa benim oh 'kilo da almamışım' rehaveti ile yemeğe dayanmam mı?
  • Günde kaç tel saç dökülmesi normaldir? Evde kedi olmadığı halde her tarafta kıl topakları uçuyorsa bu artık bir doktora gitmek gerektiğinin göstergesi midir?
  • Kadının derdinden en iyi kadın anlarsa neden bütün iyi kozmetikçiler ve dermatologlar erkektir? Bakınız Dr.Murad. Kendisi kırışıklıktan, selülitten ne anlamaktadır?
  • Sürekli yiyip kilo almayan insanlarda olduğunu düşündüğümüz kurtlardan nerden satın alabilirim?
  • Neden bütün kuaförler 'saça bir renk verelim, gölge yapalım, şu önlere de bi kat yapalım' derler? Gölgeyi bi kere atınca devamı gelir diye çakallık mı yapmaktadırlar, yoksa sahiden iyi bir niyetleri var mıdır?


8 Mayıs 2010 Cumartesi

Artık Uyumayan Güzel

Eğer hayatımı peri masallarından brine benzetecek olsaydım, herhalde bu 'Uyuyan Güzel' olurdu. 

Bildiğim kadar annemle babam uzak bir ülkenin kral ve kraliçesi değiller. Kimse ben doğduğumda büyük bir parti düzenlemedi. Düzenlenen az sayıdaki doğumgünü partime hiçbir zaman periler katılmadı. Çirkin, yaşlı bir peri hiç tanımadım. Ama gel gör ki yine de üstümde kötü bir büyü vardı. Ve büyüyü bozmanın yolunu bir türlü bulamıyorduk.

Hayatımı tamamı ile uykuda geçirmiyor olsam bile, uyanık olduğum da söylenemezdi. Önceleri, ilaçların etkisiyle, sonra ise hayattan kaçma ihtiyacı ile kendimi yatağımın güvenli kollarına atardım sürekli. Ne de olsa uyuyana yılan bile dokunmazdı. 

Rüyalarımda, dışarıda olandan çok daha güzel bir hayat vardı. Kanatlı atlar, melekler, kedi insanlar. Hem izlemeye doyamazdım, hem de bir parçası olmaya. Uyurdum ama uyuduğumun farkındaydım. Kötü bir rüya görüyorsam, 'Şu anda rüyadayım, bunu değiştirebilirm, istediğim gibi yapabilirim. Burası benim dünyam.' diyerek rüyalarıma müdahale edebilirdim. Gerçekte hayatta sahip olamadığım bu güç beni daha da içime döndürmüştü. Yatağım benim kutsal mabedimdi. Odam ise kiltli olduğum şatoydu.



Annemle babam durumuma çok üzülüyorlar, beni normal bir insan haline getirebilmek için her türlü çareyi deniyorlardı. Dahiliyecisinden, psikoterapistine her türlü doktor. Üfürükçüsünden, kurşuncusuna her türlü hoca. Muskalar, dualar ilaçlarla karıştı. Evden bunlar olmadan ayrılamaz oldum. Evden çıktığımda ise, evin 1 km yarıçapından uzaklaşamadım. Kendi bahçesinde oyun oynayan küçük bir kız çocuğu gibiydim.

Bir süre sonra, yaşamın içine karışma gerekliliği arttı. Ben de çareyi başka yollarda aradım. İlaçlardan bıkmıştım. Bir ilacın tüm kimyamı etkileyip beni olmadığım bir insan haline getirmesinden nefret ediyordum. Cesaret hapı alıp aslan gibi davranmaya başlamış minik bir kedi gibiydim. Ama ilacın etkisi geçince yine minik bir kediye döndüğüm için, aslanken yaptıklarım canımı acıtır olmuştu.

Ve ilaçları tamamen bıraktım. Kendi kendime. İlaçların gözümün önüne çektiği perde tamamen kalkınca,  kendimi çok savunmasız hissettim. Hipnozla tedaviyi denemek için bir psikoloğa gitmeye başladım. Reiki denedim. Dağıstanlı bir şarlatanın 'bioenerji uygulayarak herşeyi tedavi ederim' lafına kandım, deliler gibi para harcadım. Çin işi uğur objeleri ile doldurdum odamı. Çareyi hep başkalarında aradım. Kendi hayatımın sorumluluğunu almak istemedim. O zamanlar derdim ki 'Kanser olsaydım da doktorlar uğraşsaydı ilacını bulmak için, yeter ki bana bu senin sorumluluğun, kendini ancak sen iyi yapabilirsin demesinler' Benim kendime hiç güvenim yoktu ki. Ben nasıl kendimi iyileştirebilirdim. Hem iyileşmek istiyor muydum ki? İyileşmek ne demekti? En iyisi odamda saklanmaktı. Ve ben kitapların, filmlerin ve rüyaların hayali dünyasında kaybolmayı seçtim.

Geriye bakıp düşünüyorum da, şimdi kocam olacak olan adam beni zorla o alemden çekene kadar ben komadaymışım. Hani kliplerde falan, trafik hızla akıp giderken, güneş 5 sn içinde doğup batarken, bir kişi, karınca gibi hareket eden insan selinin ortasında tek başına öyle durup bakar ya. İşte o benmişim. Herkes yaşarken izlemişim. Ama kendim harekt edememişim.




Tabiki kocam beni bir öpücükle derin uykumdan uyandırmadı. Parmağımdan, o kara büyünün lanetli kıymığı düşmedi. O bana sadece umut verdi. Yaşamaya değer birşeyler olduğunu gösterdi. O benim iyileşmek istememem için sebep verdi. Ve gerisini gene ben yaptım. Onun için mücadele ettim. Ve kendim için. Çünkü ben iyi olmazsam, 'biz' olamayacaktık.

Bu masal hala devam ediyor benim için. Ama yine de gökten 3 elma düştü. Birinci elma 'umut', ikincisi 'güven' ve üçüncüsü de 'sevgi'. Herkes bunlardan birer ısırık almalı. Hayata rağmen hayatı yaşayabilmek için.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...