Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

29 Ekim 2010 Cuma

Profesyonel Amatör

Okullar açıldığından beri Saat 6 bucuk gibi evden çıkıyorum. Artık güneş doğmamış oluyor ben evden çıkarken. Ona rağmen insanlar koşturmaya başlanmış oluyor. Arabaların farları açık. Dikiz aynasından peşimden gelen büyük gece avcıları gibi görünüyorlar.
Zihnimin sesini bastırmak için müziğin sesini açıyorum. Ama engel olaramıyorum. Kendi kendime ve hayalimdeki insanlarla kavga etmeye devam ediyorum.
Ofise geliyorum. Ofis de karanlık oluyor. Kimse gelmemiş. Ben gene ilkim. Kendi oturduğum bölgenin ışığını açıyorum. Sonra da bilgisayarımı. Şifremi girip bilgisayarın yüklenmesini beklerken gidip su alıyorum mutfaktan ve ilacımı içiyorum. Hep o kısa aralıkların peşindeyim. Aman vakit kaybetmeyeyim. Huzursuzum, boş oturamıyorum.
Camdan dışarı bakıyorum. Civardaki evlere. Bazılarında ışıklar yanmış. Kahvaltı ediyorlar belki. Belki televizyonu açıp güne daha kötü başlamak için haberleri izliyorlar. Ben gazeteler bazen göz gezdiriyorum. Bazense hiç bakmak istemiyorum. Zaten internet sitelerinin yarısı gerçek haber yarısı magazin haberi. Nasıl bir basın anlayışı var ben anlayamıyorum. Sonra kapatıyorum.
Projeyi canlıya geçirdiğimizden beri yardım masası gibi çalıştığımız için gün içi yoğunluğum diğer kullanıcıların yoğun olduğu saatlere denk düşüyor. Bu da demek ki 9'a kadar boşum.
Arada rutin bir kahvaltı seansı olacak. Huzursuz müdürümle aynı rutin konuşmalar. Ev hayatını dinle ve üzül. Değiştiremeyeceğin için kahrol. Her çözüm önerine bin türlü bahane işit.
Bu da benim cezam olmalı diyorum. Çünkü bana çözüm üretenlere de ben hep bahaneler üretirim. 'Sonsuz olasılıklar var. Tek yaptığın yakınmak'
Sekiz mesai saati olduğu için kahvaltı ettiğimiz yerden koşar adım çıkmak ister. Sanki fabrikada çalışıyoruz. Onun peşinden yetişmeye çalışırım. Minik ayaklarıyla seri adımlar atar. Ben kafamı çevirene kadar kapının arkasında kaybolmuştur bile. İçimden söylenerek kapıya koşarım.
Ofise vardığımızda okunmamış postalarına bakar. Bir çoğuna kahvaltı masasında blackberry'sinden bakmıştır zaten. Tuvalete bile onsuz gidemez. Sormuştum bir keresinde neden tuvalete bile telefonunu götürdüğünü. O yokken çalarsa başkaları rahatsız olmasın diyeymiş. Sesini kısmak da bir çözüm demiştim. Ama bahanesi hazırdı gene. Sonra sesliye almayı unutup tüm telefonları kaçırıyormuş. Başkaları hep kendisinden ön planda.
Hep çocuklarını anlatıyor bana. İkiz kızlar. İkisi de birer canavar. Prematüre doğup özel ilgiyle bakılmışlar. Babaannenin ve bakıcıların elinde masum birer bebekten 10 yaşında cadılara dönüşmüşler. Çocukların yaptıklarını dinlerken sanki birisi kalbimi alıp elinde sıkıştırıyormuş gibi hissediyorum. Fazla empati de zararlı. Sanki müdürüm benmişim, cocuklar benimmiş de, tüm o yaramazlıklara ben katlanıyormuşum gibi. 'Bırak git' diyorum. 'Bir süre kafanı dinle.' Ekliyorum. 'Önce sen varsın. Sen yoksan kimse yok.' Tabi boşa konuşuyorum. Ama en çok da tüm bu olayların ortasında kılını kıpırdatmayan kocasından nefret ediyorum. Sonuçta çocuk çocuktur. Müdürüm her ne kadar geç kaldığını düşünse de eğitilebilir. Ama hayatını paylaştığın adamdan destek alamıyorsan çok yazık. Evet. En çok ondan nefret ediyorum. Bir keresinde kahvaltı masasında bir önceki gecenin hikayesini anlatırken ağlamaya başladı. İşte de kolay günler geçirmiyor bu ara. Gelecek kaygısı var. Kendi reklamını yapmadığı için kendinden daha alt kademedeki insanlar ondan yükseğe çıkıyor. Hazmedemiyor.
Ocak ayında, şu andaki pozisyonlarımız kapanınca ne olacağımız belli değil. Ben kararımı verdim. O iki arada bir derede kaldı. Ne kalmak istiyor bu cehennemde. Ne de ev kadını olmak. Bir de 2 çocuk okutuyor özel okulda. Evden bir maaşın eksilmesi onlarda büyük etki yapar. 'Sana çok özeniyorum' diyor bana. Kararımı verebildiğim içinmiş. Belki de kararımı vermem 'ona göre!' daha kolay olduğu içindir. Ama ateş düştüğü yeri yakıyor. İkimizin de şimdiye kaar adına kararlar verilmiş. O yüzden şu anda ikimiz de çok zorlanıyoruz. Birisi birşey dese ve o olsa. Bana sorumluluk bırakılmasa. Ya ileride pişman olursam. Aslında içten içe diliyoruz ki o birisi bize 'arkadaşlar teşekkürler herşey için ama malesef masalarınız kapandığı için sizi çıkartmak zorundayız' desin. O zaman o kadar kolay olucak ki. Ama hayır. Belki kendimizi pazarlamada iyi değiliz ama bu sistem içinde iyi çakışan iki küçük dişliyiz. Koca sistem içinde görünmeyiz. Ama orda kalırsak çark daha kolay döner. O yüzden demiyorlar 'hadi güle güle' diye. O zaman da tüm seçim senin elinde kalıyor. Sorumluluk sen de. Ve zorlaşıyor karar vermek. Çünkü her seçim bir vazgeçimdir.
Her gece rüyamda eski müdürüme (şu anda müdürümün müdürü) hesap veriyorum neden ayrılmak istediğim ile ilgili. Anlamayı bırak dinlemek bile istemiyor. Gözleri koca koca açılıyor. Suratında sanki dünyanın en saçma şeyini söylemişim gibi bir ifade beliriyor. Benim gibi onaysız yaşayamayan bir insan için bu ifadeler kabusa dönüşüyor. Birebir geçen günki konuşmamızda yaşadıklarım bunlar. Gün aşırı rüyama giriyor. Öne onahesap veriyorum sonra da onun müdürüne. Sırayla. Boş bokan gözler. Niye korkuyorum, neden çekiniyoru bilmiyorum. Şu şirketin kapısından dışarı adımımı attığım an herşey bitecek. Hepsi geride kalacak. Belki ilk birkaç ay haber alırız birbirimizden. Sonra ise biter. Daha önceki işyerimde de böyle olmuştu. Bir kere yaptım. Gene yapabilirim. Sadece artık yaşlandım. Alışkanlıklara daha bağımlı olmaya başladım. Daha az cesurum belki. Ama bir yandan da büyüdüm. Artık daha sağlam basıyorum ayaklarımı yere. Ve üstelik elimi sımsıkı tutan bir sevgilim var. Her konuda desteğim.

İş hayatımdaki amatörlüğümü gerçek hayatta da sürdürüyorum.

Ama eğer profesyonel olmak başkalarının sırtına basa basa yukarı çıkmaksa, kalsın. Ben tüm oyunları amatör oynamak istiyorum.

4 yorum:

  1. sevgili star'ım dust'ım,
    yazının başında yazmışsın ne güzel, demek ki bünyeye katılmış aslında o cümle ama yazının geri kalanında, o cümleyi hiç yazmamışsın gibi devam etmişsin sanki..anlatabildim mi?
    o yüzden bi daha yazıyorum, iyiiiice içine sindir:

    'Sonsuz olasılıklar var. Tek yaptığın yakınmak'

    seviyorum seni..

    YanıtlaSil
  2. işte bir hazımsızlık var bünyede. geçecek inşallah tardu biraz karnımı okşayıp sırtımı sıvazlarsa

    YanıtlaSil
  3. "Çünkü her seçim bir vazgeçimdir" mi gerçekten hı? bu kadar mı yoksa vazgeçtiğin şeyin niteliği de önemli değil mi ki?

    YanıtlaSil
  4. işte nitelikleri karşılaştırıp, + lar ve - ler hesabı yapıp sonra bir yöne kayıyorsun. ama vazgeçtiğinin + ları da aklında bir yerde kalıyor ve içini kemiriyor.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...