Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Yediklerin senin olsun bana gördüklerini anlat

Kalbimde sızım sızım sızlayan bir yara var. Sittin senedir istanbulda oturuyorum ama bizim işyerinde proje bazlı çalışmaya gelen kıçı kırık yabancılar benden daha çok yer gezmiş görmüş durumdalar. Anasını satayım benden iyi tadını çıkarıyorlar istanbulun.
Şimdiye kadar bunu, 'ya nasıl olsa şurası istediğim zaman giderim' cümlesi ile hafifletmeye çalışsam da bir süredir bu çevremdeki sarı pipilerin gezdikleri yerleri anlatmalarından fena hallenmiş olucam rüyalarımda eski istanbul turları yaparken görür oldum kendimi. 31 yaşımdayım daha topkapı sarayını görmedim. Kaşıkçı elmasının sadece adını duydum, endamını göremedim, sureti karşısında hayallere dalıp da gerdanımı kıramadım.
Yerebatan da konserler oldu, haa suyun içindeki yer orası di mi dedim. Ahırkapıda hıdrellez şenlikleri oldu, ay çingeneler zamanı dedim.
Utanmaz herifler bir de bana soruyorlar nereleri gezelim diye. Ulan ben gezdim mi de size referans olayım. Dilimize sakız olmuş, 'ay siz başlayın mısır çarşısı, ayasofya, haa evet Hagia Sophia tabi siz gavurlar öyle dersiniz ona. Aman dikkat edin kapkaça falan.' Sanki kendi ülkelerinde yok.

Ama şeytanın bacağını kırdım new kids on the blog. Cumartesi kocimik'e dedim, beni fernando botero'nun resim sergisine götürsene deyu. Kaptı beni geçirdi karşıya. Girdik pera müzesine. Kocaman götlü göbekli kadınların resimlerine baktık. Ben çok memnun oldum baktıkça. Kendimi çok zayıf ve güzel hissettim. Sonra çıktık ordan, istiklalde yürüdük. Atlas pasajında, işaret parmağım kadar elde boyama yontma ahşap baykuşu 100 liraya satan yaşlı kadına küfrettik. Borusan'da ışık ile ilgili bir sergi vardı. Hapşırmak üzere olan bir kadının yavaş çekim ve ileri geri sarma teknikleri ile psikolojik gerilime dönüşen videosunu izleyip sağlam bir başağrısına sahip olduk. 



İnci'de profiterol yedik.
Nasıl bir nostalji oldu o profiterol benim için. Aman tanırım. O tadı başka profiterolde hiç almamışım ben. Seneler seneler önce annemle çıkardık taksime. İstiklale her gelişimizde incide profiterol yerdik. Şimdi resmi görünce gene canım çekti. Ohhh miss. Olsa da yesek. Çikolatasına ekmek banıp da yesek. Allahım sen büyüksün. Çikolata ne güzel bişi. Hep yalnız kadınları düşündün di mi kakaoyu yaratırken. Onlar da mutlu olsun deyuuu, di miii? Eskiden çok çok yalnızken her çikolata yiyişimde böyle düşünürdüm ben. Yalnızlığı bile çekilir kılar bu meret. Seviyorum seni çikolataaaa

İncinin kapısından, ağzımızda süper bir tat, kafamızda birer daha yesemiydik sorularıyla ayrılırken, seratoninler bol bol salgılanmış suratlarımızda eblek birer gülümsemeye yol açmıştı. O halde yağan yağmur bile vız gelirdi, zira hala dudak kenarlarında kalan çikolatalar yalanılıyordu. 

Aman işte o enerji ile kaptırıvermişiz kendimizi yürümeye. Tünel'i falan geçtik. Ki ben o kadar ilerlememiştim daha önce. Sanki kurtlar kapacaktı töbeee. Öyle sersem sepelek etrafa bakarken, kocimik bak orda ne var dedi. Kafamı kaldırdım. Ay bir de ne göreyim Galata Kulesiiiiii. Ya ilk defa görüyorum. İnanır mısın bloooggg. Aman dedim, la burası mahalle gibi bir yer. Ben bekliyorum koca bir meydan ortasında da kule. Yok anacım. Resmen bir mahellenin ortasında koca kule. Taş üstünde taş ne güzel birşey. Aman bi de kuyruk var girişinde. Zibidi turistler sıra yapmışlar. 'ulan çekilin, o bizim kulemiiizzzz. Görmek benim hakkım, ben türküm, ben geçicem, çekilinnn' diye bağırmak istedim. Ama tuttum kendimi. Ne de olsa, 'türkler misafirperververdir' diye yutturdular bize zorla batılı emperyalistler küçükken. Şimdi alışkanlıkları kıramıyoruz. Siz kuleye girin, kule de size girsin diyip çekiliyoruz. 

Neyse işte ben pek heyecanlandım kuleyi görünce. O helecanla fotoğraf falan da çekememişim o yüzden aynen google a inandım, mahalle arası galata kulesinin bir resmini buldum. Galata moda denilen şeyi göremedim ama ben etrafta. Zaten kocimik ile zor o şeyler. Her türk erkeği gibi alışverişten hazzetmeyen bir yapıya sahip. Neyse ki genel yapı itibariyle kendisini seviyorum, bu kusurunu görmezden geliyorum.

Baktık o kuyruk beklenecek gibi değil, kaptırdık kendimizi yokuş aşağı, yer çekiminin de etkisiyle hızlıca karaköye indik. Ama orayı görmüştüm bak daha önce. Taksime geleceğim zaman, kadıköy-karaköy arası vapur yapardım. Ordan biliyorum biraz. Galata köprüsünün altındaki balıkçılarda birşeyler mi yesek diye düşündük ama benim aklım daha hala istiklalde kalmıştı. Fakat durduğum yerde de bacağım titriyor yorgunluktan, yürüyecekhalimiz yok. Zar zor tüneli bulduk, bindik. Bir başka nostalji de orda yaşadım. Vapurla karaköye geldikten sonra tünele biner öyle çıkardım istiklale. Çok severim bu aleti. Ha bu arada tüneldeki yabancı çifte, türkiyenin modern yüzü olduğumuzu göstermeye çalıştım biraz. Bakın biz çarşaflı fesli değiliz, heeyy bana bakın saçlarım da turuncu falan. Böyle tasalarım var benim. Hem misafirperverim hem de türkiyenin tanıtımı için çalışıyorum. Fahri konsolosluk misyonunu nerden edindim bilmiyorum ama bu da nüfuz cüzdanına TC yazıldığında default gelen bir özellik sanırım.

Neyse efenim, modern türkiyenin turuncu saçlı insanı olarak kocimikle elele indik tünelden. İndiğimiz yerin adının da tünel olması hayli kafa karıştırıcı. Ama olsundu, herşey çok güzeldi. Çünkü ileriden şahane bir müzik sesi geliyordu. O da ne. Kızılderili kıyafeti giymiş adamcıklar güzel bir müzik yapıp dansediyorlar. Ekvatorlularmış esasen, neden kızılderili kıyafeti giymişler anlamadım. Ama Amerika kıtasının insanları ile ilgili çok da detay bilgiye sahip değilim, cünkü onlar bizim gibi ülkelerini tanıtmaya çalışmamışlar. Onların hatası banane. Neyse işte ben böle adamcıklara üzüldüğüm için bir de cdlerini aldık. Sorna müzik bitti, helecanla alkışladık ve o sahneden de ayrıldık. 

Ama gün daha bitmedi. Naberrr. Çünkü açız. Karnımız boşken uyumanın mümkün olmayacağını çok iyi bildğimiz için güzel bir mekan arayışına girdik . Hava yağmurlu dahi olsa, yaz aylarında kapalı yerlerde oturma fikri beni sıkıyor. O yüden Midpoint'in olduğu pasajda gördüğümüz bahçe resimlerine doğru ilerlemeye başladık. Midpoint pasaj gibi birşeyin ilk katında. Tahminimce üst katının arka tarafını bahçe gibi birşey yapmışlar. O resimler de bahçenin resimleri. 

Biz o tarafa doğru yönlenirken, takım elbiseli güvenlik kılıklı bi adam ' restoranımız üst katta' diye bizi çekiştirip asansöre attı. Adam bildiğin müşteri çaldı ama biz açlıktan birşey anlayacak durumda değiliz. Çıktık 6 kat sansörle, 1 kat da yayan. Binanın tepesine restoranı kondurmuş adamlar. Bir üst katı da teras. Yaz için muhteşem. Hava kapalı diye kimse terasa çıkmamış. Biz iki sıcakkanlı gittik oturduk. Yemeğimizi yedik, biramızı         
                      içtik. Hem de şu manzaralar eşliğinde.

                            Felekten öyle güzel bir gün çaldık ki. Çok çok keyif aldım. Meğer ben evkuşu değilmişim. Meğer ben gezmek severmişim. Hay yareppim, bu günleri de mi görecektik. Çok şükür. Annem benimle gurur duyuyor. Artık iyice ona benzemeye başladım.

Bu yazı da istanbulda oturup da gezmeye üşenenlere, çekinenlere, bahane bulup evde pinekleyenlere adanmıştır. 

Dışarıda bir hayat var. Herşeye rağmen yaşamaya değer. Ve yaşadığımızı hissetmeye ihtiyacımız var.

4 yorum:

  1. aferin benim cancağızıma! oh be! en sonunda çamurlu sular duruldu da, içindeki altın gözüktü ;)

    YanıtlaSil
  2. aaa.. delisin kızım sen..
    ben de gezmedim çok İstanbul'u ama Galata Kulesi'ni de ilk kez gördüğünü duyunca gözlerim belerdi valla.. töbe töbe..
    sen gel bu taraflara, ben sana karış karış gezdiririm İstiklal caddesi denen yeri, o pasajımsı şeyi felan.. hem alışveriş de severim;)

    YanıtlaSil
  3. nasıl yahu galata kulesini ilk defa gördün, annaaam:D neyse gördün ya bu da iyi:D gez şekerim gez gayet iyi yapmışsın:D

    YanıtlaSil
  4. ben size diğer görmediklerimi de anlatsam çok şaşarsınız. ay ben de acıdım kendime. demek ki artık her haftasonu gezmem ve gezdiklerimi buraya yazmam lazım geliii

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...