Aksi belirtilmedikçe tüm yazı ve resimler şahsıma ait olup izinsiz kullanılmaması rica olunur efenim.

14 Nisan 2010 Çarşamba

kendine ait bir blog

Ben bu satırları yazmaya otururken alt kat komşularımız ankaralı turgut eşliğinde tepinerek dansetmekteydi. Üstüne de 50 cent çalmaya başlayınca ben bu müzik geçisinden etkilenip ne yazacağımı unuttum. Ama sorun değil aslında tam da bunu yazacaktım çünkü. Şimdi inip kapılarına 'ne böğürüyonuz' diye dayanmak yerine burda kendi kendime sinir attırması yapacağım. Ben bağrınırken iki küçük veledinin korkmuş yüzleri nasıl olur gözümün önüne getiremiyorum zira veletleri hic görmedim. Bir erkek bebekleri bir de ilkokul çağında küçük kızları var her akşam 5 civarı başlayan bağırışlarından anladığım kadarıyla. Bu müzikleri de ilkokullu zilli kız çalıyor olabilir ama anası da evde herhalde bu sabinin. Aman tanrım şu anda 'aşk herşeyi affeder mi' çalıyor. Bu şarkı çıktığında muhtemelen bu kız daha doğmamıştı. İçli içli nasıl da eşlik ediyor şarkıya. Acaba ne anlıyor bu şarkıdan çok merak ettim. Bet sesli. Çocuk sesine tahammül edemiyorum. O küçük ellerinda yarısı yenik ojeler de vardır Allah bilir.

Halbu ki ne güzel birgündü bugün. Gerçi gene güzel başlamamıştım güne. Sabah sabah ayakkabı dolabının kapağı yıkıldı. Hem de benim ayakkabılarımın olduğu taraf. O yüzden zar zor bitirdiğim günlük ne giyeceğim faslı hüsranla sonuçlandı. O helecanla eşimi uyandırdım sonra onun da dolapla mücadelesi uzun sürünce 'en iyisi boşver sonra bakarız' dedim, o da bu kadar erken kalkmanın (saat anca 7 olmuştu dolapla uğraşırken) verdiği sinirle 'madem boşverecektin de ne kaldırdın beni yataktan be kadın' diye çemkiriverdi. Ben de başımı öne eğip onun dolabın altına girip üstüne çıkmasını suçlu suçlu izlemeye devam ettim. Bir yandan da içim içimi yiyor. Yahu dışarıda bir çift pabucum varmış, şunları giyip gitsem diyorum, geç kaldım şimdi köprü trafiğine giricem zaten. Ama adamı da uyandırdık ve onu orda bırakıp gidemiyorum. Stres bastı beni trafiği düşündükçe. Azarı da yedim. Sonra bir mucize oldu ve kapak ortaya kadar kaydı. Aman o arada nasıl sıvıştım çantamı takıp kapıdan bir ben bilirim.

Sonra gelsin trafik yolları. Her sabah 'groundhog day' filminde gibi aynı şeyleri yaşıyorum trafikte. E5'ten köprü yoluna bağlan. En sağdan tıngır tıngır git. Arabaların fren lambalarının yandığını görüp sıkıntıya gir. İlla ki trafik var. Sabah 7 de bile. Sağdan gitmeye devam et. Bu arada emniyet şeridinden gidenlere binbir türlü küfür et. Emniyet şeridinde belediye otobüsünün ne işi var anlama. İsyan et. Kafanda içinde pomplaı tüfek olan planlar kur. Sağa doğru biraz kıçın kıçın yaklaş ki arkadan gelen i.neler sıkışsın. Ama illa ki bir tane fırıldaklı sivil polis arabası her sabah ordan geçsin, sen de paşa paşa yol ver.

Neyse bu konu uzar. Zira bu blog emniyet şerididen giden kurnazlara küfretmek için açılmıştır. Gelelim işe. Bi süre takıl. Sağdan soldan bikaç salak iş gelsin gene. Sonra her sabah ki markafoni limango turlarını at. Bişey beğenme. Kapat. Dur biraz da blog gezeyim de. Bu arada biraz da iş yap. Bloglardan birini açarken explorer sen s.ç aynı blogu yüz ayrı sayfada açmaya çalış, benim yazdığım içinde sayısal değerler olan mail kitlen (blog geziyor olabilirim ama çalışıyorum da demiştim) art arda açılan pencerelerden bilgisayar sen mavi ekran ver. Karşımda oturan kız gözlüklerimin camlarından tüm bu kaosu izleyip gülsün. Neyse system shut down yapmadan önce maili kurtardım. Bilgisayarı tekrar açtım. eşimi aradım. Ya dedim bu aralar çok şanssızlık var üstümde. Bak geçen gün de bıdı bıdı, zaten oteli hala ayarlayamadık da bıdıdı, işte bu sabah dolap, dün lazere randevu alamadım, şimdi de bilgisayar patladı bi site açarken. Hangi siteymiş o dedi, verdim adresi. Denedi ben de gayet güzel açılıyor dedi. Sonra 'sen böyle bloglar mı okuyorsun, bence okuma ne gerek var ki' dedi. Verdiğim blog adresindeki ne giydim postları yapan kızı görünce çıldırdı eşim. Muhtemelen benim kültür sanat dolu sitelerde gezindiğimi hayal ediyordu.
'Tabi' dedim 'ben zaten arada bir gezdiği güzel yerlerin resimlerini koyuyor bağ bahçe falan, onlara bakmak için giriyorum' dedim. Ama konuşmanın başında 'e ben hergün giriyorum bu siteye gayet de güzel açılıyoooo' demiştim. Umarım bir şekilde arada kaynamıştır. Neyse ben bunca şanssızlık üstüne bir de migrenden muzdarip olmaya başlayınca en iyisi izin alayım eve gideyim kararı verdim kendi kendime. Başka bir binada toplantıda olan müdürüm blackberrysi ile yapışık yaşadığı için ona ulaşıp izin almam zor olmadı. Sonra vurdum kendimi yollara. Daha 3 saat önce geldiğim yolları geri döndüm. Dönerken dur dedim bu saatte boştur bi manikür pedikür yaptırayım. Aradım. Evet boştu. Ama kızının okuluna gidecekmiş. Şansıma tükürdüm ama öglen 1 buçukta gel deyince eyvallah diye atladım. Eve attım kendimi. Sonra da yatağa. Bir güzel uyumuşum. Sonra gittim kaplumbağa pençesine dönmüş olan el ve ayak organlarıma çeki düzen verdirdim. Manikürcü kadın gittiğim kuaföre verdiğim paraları sormaya başladı. Ya dedim hatırlamıyorum. 'Boya ne kadar, saç kesimi ne kadar, manikür ne kadar orda, peki pedikür ne kadar' E hatırlamıyorum. 'Niye hatırlamıyorsun? Sormadın mı ne kadar olduğunu, işlemi yaptırmadan önce sormaz mısın' O sırada kadının elindeki törpüyü kapıp şah damarından girme hayalleri kurmaya başladım. O küçük aklıyla neyi anlamaya çalışıyordu ki? 'Bu kızın parası çok herhalde o yüzden ödediği paranın hesabını bilmiyor daha' diye mi düşünüyordu nedir. En sonunda ' e 1 ay geçti gideli benim biraz da unutkanlık problemim var' diye kestirip attım. Zaten daha öğlen yemeği yememişim, şekerim düşmüş bu kadın üstüne asabiyet yaptı bana.

Neyse çıktım ordan. Gittim ülker'in komşu fırınında calzone çakması bişi yedim. Görüp de siparişini verdiğim şeyi masada tabağıma gördüğüm an pişman oldum. Zaten siparişi verirken de 2 kere fikir değiştirmiştim. Keşke ilk söylediğimi alsaymışım. Yalnızken böyle oluyor, başkasıyla gidince de onların yediklerinde kalıyor gözüm. Böyle de kararsızım. Tatminsizim.Mutsuzum.

Sonra gene eve geldim. Karnım tok, sırtım pek. Hadi dedim ne zamandır ertelediğim şu 'kendine ait bir blog' olayına gireyim.İşte günün güzel olduğunu düşünmeye başladığım anlardı bunlar. Derken ankaralı turgut çalmaya başladı işte. Ve ben çığrımdan çıktım.

Demin de mirkelam çalmaya başladı. Mirkelam salla dedikçe bu küçük zilli sallıyor evi. Töbe yarabbim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...